BREAKING NEWS
Yaşam

728x90

header-ad

468x60

header-ad

Son yazılarımız

Ana-babaya hizmet

Ana-babaya hizmet

Sual: Ana baba hakkı, onlara hizmetin önemi hakkında bilgi verir misiniz?
CEVAP
İmandan sonra birinci vazifemiz ana-babanın kalbini kırmamaktır. Onlar ne kadar kötü olsalar da, yine her şeyin üstünde hakları vardır. Onların kalbini kıranın ibadeti kabul olmaz. Müslüman doğmamıza ve müslüman yetişmemize sebep olan ana-babamızın kalbini kırarsak Cennete girmemiz düşünülebilir mi? Müslüman ana-babamız, bizden razı olmadıkça, Allahü teâlânın sevdiği kulu olmamız çok zordur. İyilik ederek rızalarını almaya çalışmalıdır!

Allahü teâlâ ana-babaya iyilik edin buyuruyor. (Nisa 36, Enam 151,Ankebut 8) 

Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(Ana-babasına hizmet edenin ömrü bereketli ve uzun olur. Onlara karşı gelenin, âsi olanın ömrü bereketsiz ve kısa olur.)[Ey Oğul İlm.]

(Ana-babası, yanında ihtiyarladığı halde, [onların rızalarını alamayıp] Cenneti kazanamayanın burnu sürtülsün.) [Tirmizi]

(Cihad, fisebilillah [Allah yolunda] sadece kılıç sallamak değildir. Ana-babaya veya evlada bakmak da cihaddır. Ele muhtaç olmamak için çalışmak da cihaddır.) [Deylemi]

Ana babanın yüzüne sert bakmamalı, şefkatle ve sevgi ile bakmalı! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Ana-babanın yüzüne sevgi ile bakmak ibadettir.) [Ebu Nuaym]

(Ana-babanın yüzüne şefkatle bakana, kabul olmuş bir hac sevabı yazılır.) [İ.Rafii]

(Huzurunda alıcı ile satıcı arasındaki köle gibi durmayan kimse babasının hakkını ödeyemez.) [İ.Gazali]

Evladın, ana-babasına, sevgi ile bakışı için, kabul edilmiş bir hac sevabı verileceği bildirilince, oradakiler, (Günde bin defa bakarsa da böyle sevaba kavuşur mu?) dediklerinde, Peygamber efendimiz,(Günde yüzbin defa baksa da) buyurdu. (Şir’a)

Evliyanın büyüklerinden birisi, nafile hacca gitmek üzere yola çıktı. Bir ara Bağdat’a uğradı. Orada Ebu Hâzım-ı Mekki hazretlerini ziyarete gitti. O anda uyuyordu. Biraz bekledi. Uyandı ve o zata dedi ki:
- Şimdi Resulullah efendimizi rüyada gördüm. Bana, senin hakkında,(Annesinin hakkını gözetsin, bu, hac etmekten daha iyidir)haberini ulaştırmamı emretti. Bunun üzerine o zat geri döndü ve bütün hayatı boyunca annesine hizmet edip duasına kavuştu.

Buhari’deki hadis-i şerifte özetle deniyor ki:

Eski ümmetlerden üç kişi yolculuğa çıkarlar. Geceyi geçirmek üzere bir mağaraya girince dağdan bir kaya parçası yuvarlanarak mağaranın ağzını kapatır. “Bizi bu kayadan ancak iyi amellerimizi dile getirerek Allahü teâlâya yapacağımız dua kurtarabilir” derler.

İçlerinden biri şöyle dedi:

Anam-babam çok yaşlı idi. Onları doyurmadan çoluk çocuğumu ve hayvanlarımı doyurmazdım. Bir gün, odun toplamak için uzaklara gitmiştim. Geç vakte kadar da dönemedim. Akşam içecekleri sütü, getirdiğimde anamla babam uyumuşlar. Onlara sütlerini içirmeden önce çoluk çocuğumun ve hayvanlarımın karınlarını doyurmazdım. Çocuklar da, yanımda ağlıyorlardı. Çanak elimde tanyeri ağarıncaya kadar onların uyanmalarını bekledim. Anamla babam uyanıp sütlerini içtiler. (Ya Rabbi bunu senin rızan için yapmışsam buradan bizi kurtar)
Kaya biraz açıldı. Fakat çıkmak mümkün değildi.

İkincisi, her türlü imkan varken çok sevdiği amcasının kızı ile zina etmediği ve kıza verdiği 120 dinar altını almadığı olayı hatırlayıp, (Ya Rabbi, bunları senin rızan için yapmışsam bizi buradan kurtar) dedi. Kaya biraz daha açıldı. Ancak yer çıkabilecekleri kadar değildi.

Üçüncüsü şöyle dedi:
Çalıştırdığım işçilerden biri ücretini almadan gitmişti. Ben de onun ücretini ürettim. Bundan birçok mal meydana geldi. Bir müddet sonra bana gelip ücretini istedi. (Şu gördüğün develer, sığırlar, koyunların hepsi senin ücretinden üremiştir, al götür) dedim. O da (benimle alay etmiyorsun ya) dedi. Ben de (hayır, alay etmiyorum, doğrusu bu) deyince, malların hepsini alarak götürdü. Bana hiçbir şey bırakmadı. (Ya Rabbi bunu senin rızan için yapmışsam, içinde bulunduğumuz şu beladan bizi kurtar.)

Bunun üzerine kaya tamamen açıldı. Onlar da mağaradan çıktı.(Buhari)

Ana baba çağırınca

Sual: Ana baba çağırınca, namazda isek veya başka önemli bir iş yapıyorsak, hemen gitmek gerekir mi? İkisi aynı anda çağırırsa hangisini tercih etmelidir?
CEVAP
Ana babanın salih veya fâsık olmasının da, önemi vardır. Evladını İslam terbiyesi üzerine yetiştirmeyen ana babanın, evladı üzerinde ana babalık hakkı yoktur. Bakıp büyüttükleri için, başka hakları vardır. Ana babanın veya başkalarının dine aykırı emirlerine itaat edilmez.

Ana baba çağırdığı zaman, önemli bir işle uğraşılsa da, hemen onu terk edip, derhal ana babanın emrine koşmak gerekir. Allahü teala buyuruyor ki:
(Ya Musa, benim indimde çok ağır ve büyük bir günah vardır ki, o da, ana baba evladını çağırınca, emrine uymamasıdır.) [İslam Ahlakı]

Ana baba, çağırınca, farz namazı bozmak caiz olur ise de, ihtiyaç yoksa bozmamalıdır. Nafile ve sünnet namazlar, bozulur. Bunlar, imdat isterse, farzları da bozmak gerekir. Namaz kıldığını bilerek çağırıyorlarsa, nafileyi de bozmayabilir, bilmeyerek çağırdılarsa bozmak gerekir.

İkisi aynı anda çağırırsa, anneyi tercih etmek gerekir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Anne ve baba aynı anda çağırınca, önce annenin çağrısına uy!)[Deylemi]

Haç Müslüman olur mu?

Haç Müslüman olur mu?
Sual: (Boynuna haç, beline zünnar yani papaz kuşağı takılıp bir kere secdeye gidilirse veya namaz kılınırsa, haç ve zünnar Müslüman olmuş olur. Artık bunlarla namaz kılmakta sakınca olmaz. Diğer küfür alametlerinin hepsi böyledir) diyenler oluyor. Haç ve zünnar Müslüman olur mu? Cebe bir şişe şarap konsa, onunla namaz kılınsa, şarap Müslüman mı olur?
CEVAP
Haç ve zünnar, küfür alametidir. Bunlar secdeye gitmekle, zemzemle yıkanmakla küfür alameti olmaktan çıkmaz. Haç denilen putu, papazların zünnar denilen kuşaklarını ve diğer küfür alametlerini, namaz kılarken kullanmak da küfür olur. Şarapla namaz kılmak sahih olmaz ve şarap cepte olunca Müslüman falan olmaz.

İcma nedir?

Sual: İcma nedir? İcma’ı inkâr küfür müdür?
CEVAP
Eshab-ı kiramın söz birliğine icma denir. Bir şeyi, Eshab-ı kiram, sözbirliğiyle bildirmediyse, Tabiinin sözbirliği bu şey için icma olur. Tabiin de bu şeyi sözbirliğiyle bildirmediyse, Tebe-i tabiinin sözbirliğiyle bildirmeleri, bu şey için icma olur, çünkü bu üç asrın âlimleri yani müctehidleri, hadis-i şerifle övülmüştür. Bunlara Selef-i salihin denir. (S. Ebediyye)

İcma’a uymak farzdır. İcma’ı inkâr ise küfürdür. Hazret-i Ebu Bekir’le Hazret-i Ömer’in hilafetlerini inkâr eden kâfir olur. Cenaze namazının farz-ı kifâye olduğunu inkâr eden de kâfir olur, çünkü bunları inkâr eden, icma’ı inkâr etmiştir. (Redd-ül-muhtar)

Eshab-ı kiramın, açıkça ve her asrın icma’ı ile haber verilmiş olan icmaları, âyet-i kerime ve mütevatir olan hadis-i şerif gibi kuvvetlidir, inkâr eden kâfir olur. Eshab-ı kiramdan bazısının icma edip, diğerlerinin sükût ettikleri icma da, kesin delildir. Gerek Eshab-ı kiram, gerekse âlimler topluluğu, sapıklıkta, yanlış bir şey üzerinde sözbirliği yapmazlar. Bir hadis-i şerif meali:

(Ümmetimin âlimleri, dalalette, sapıklıkta birleşmez.) [İbni Mace, İ. Ahmed, Taberani]

Kur’an-ı kerimde de, Eshab-ı kirama ve salih âlimler topluluğuna uymayanların Cehenneme gideceği bildirilmektedir. Bir âyet-i kerime meali:

(Doğru yol açıkça belli olduktan sonra, Resulullah’a karşı çıkıp, müminlerin [Eshab-ı kiramın ve âlimlerin] yolundan ayrılanı döndüğü sapık yolda bırakır, Cehenneme atarız.) [Nisa 115]

Eshab-ı kirama cemaat dendiği gibi, âlimler topluluğuna da cemaat denir. Üç hadis-i şerif meali:

(Cemaatten bir karış ayrılan, cahiliye ölümüyle ölmüş olur.) [Buhari]

(Sürüden ayrılanı kurt, cemaatten ayrılanı şeytan kapar. Sakın cemaatten ayrılmayın!) [Tirmizi]

(Allahü teâlânın rızası, icma’dadır.) [İbni Asakir]

İslâm dinini doğru olarak öğrenmeli

Sual: İslâm dinini doğru olarak öğrenmek ve kelâm-ı ilâhîden murâd-ı ilâhîyi anlamak isteyenin, ne yapması lâzımdır?

Cevap: İslâmiyetin aslında felsefe yoktur. Yetmişiki bid’at fırkası, felsefeyi İslâm dinine karıştırmış, İslâmiyeti yaralamışlardır. Bir taraftan, eski yunan felsefesini din bilgilerine karıştırmışlar, bir yandan da, kendi görüşlerine, düşünüşlerine göre din bilgilerini değiştirmişlerdir. Muhammed aleyhisselâmın Cennete gideceklerini müjdelediği (Ehl-i sünnet vel cemâ’at) fırkası ise, din bilgilerini, Eshâb-ı kiramdan “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în” işittikleri gibi almışlar, yunan felsefesini ve kendi düşüncelerini bu bilgilere hiç karıştırmamışlardır. Bu bilgileri, başka dinlerin bilgilerinden ve felsefeden ve kendi akıllarından üstün tutmuşlardır. Çünkü İslâmiyet, akl-ı selîmin kabul edeceği bilgilerdir. İ

slâm bilgilerinden birinin bile, doğru olduğunda şüphe eden bir aklın, selîm olmadığı, sakîm, bozuk olduğu anlaşılır. İslâm dinini noksan sanıp, felsefe ile tamamlamağa kalkışan bir aklın noksan olduğu anlaşılır. Bir kâfir, akl-ı selîmi ile hareket ederse, ahlâkı ve işleri, Allahü teâlânın emirlerine uygun olur. Allahü teâlânın ona iman ihsan edeceği, İsmâ’îl Hakkı Bursevînin (Rûh-ul-beyân) tefsîri altıncı cüz sonunda yazılıdır. Ehl-i sünnet âlimleri “rahime-hümullahü teâlâ”, yunan felsefesine, ancak onları red etmek için, kendi kitaplarında yer vermişlerdir. Bid’at ve dalâlet fırkaları, yunan felsefesini din bilgilerine karıştırmak için, Ehl-i sünnet fırkası ise, onları din bilgilerinden ayırmak ve uzaklaştırmak için çalışmışlardır. O hâlde, İslâm dinini doğru olarak öğrenmek ve kelâm-ı ilâhîden murâd-ı ilâhîyi anlamak isteyenin, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okuması lâzımdır.

Yûnüs sûresi 44. cü âyetinde mealen, (Şüphesiz Allah insanlara hiçbir şeyle zulüm etmez. İnsanlar nefislerine zulüm ediyorlar) buyurulmuştur.

Ra’d sûresinin 12. âyetinde mealen, (Bir millet, kendini bozmadıkça, Allah onların hâllerini değiştirmez) buyurulmuştur.

Yûnüs sûresi 108.ci âyetinde mealen, (Doğru yola giren, kendisi için girmiş, sapıtan kendi zararına sapıtmıştır) buyurulmuştur. (Herkese Lâzım Olan Îmân s. 459)

***

Sual: İngilizlerin Arabistan’da kurmuş oldukları bozuk fırkadaki vehhabiler ve onların kitaplarını okuyanlar; “Mezhepler ikinci asırda meydana çıktı. Eshâb ve Tâbiin, hangi mezhepte idi?” diyorlar. Gerçekten böyle midir ve bunlara nasıl bir cevap vermelidir?

Cevap: Mezhep, gidilen yol demektir. Mezhep imamı demek ise, Kur'ân-ı kerim ve hadis-i şeriflerde açıkça bildirilmiş olan din bilgilerini, Eshâb-ı kiramdan işiterek toplayan, kitaba geçiren büyük alim demektir. Açıkça bildirilmemiş olan bilgileri de, açık bildirilmiş olanlara benzeterek meydana çıkarmışlardır. Hadîkada deniyor ki:

“Bilinen dört mezhep imamı zamanında, başka mezhep imamları da vardı. Bunların da mezhepleri vardı. Fakat, bunların mezheplerinde olanlar azala azala bugün hiç kalmadı.”

Eshâb-ı kiramın her biri müctehid, derin alim, mezhep imamı idi. Her biri kendi mezhebinde idi. Hepsi de, mezhep imamlarımızdan daha üstün, daha çok bilgili idi. Mezhepleri daha doğru, daha kıymetli idi. Fakat, bunların kitapları olmadığı için, mezhepleri unutuldu. Dört mezhepten başkasına uymak imkanı kalmadı. Eshâb-ı kiram hangi mezhepte idi demek, alay komutanı, hangi bölüktendir? Yahut, fizik öğretmeni, okulun hangi sınıfı öğrencisidir demeye benzemektedir.

Hicretten dörtyüz sene geçtikten sonra, mutlak ictihat yapabilecek kadar derin alim kalmadığı, kitaplarda yazılıdır. Hadîka'da bildirilen hadis-i şerifde, yalancı, sapık din adamlarının çoğalacakları bildirilmektedir. Bunun için, Ehl-i sünnet olan her Müslümanın, bilinen dört mezhepten birini seçerek ona uyması lazımdır. Seçtiği mezhebin İlmihâl kitabını okuyup öğrenmesi, imanını ve bütün işlerini buna uydurması lazımdır. Dört mezhepten birine uymayan kimse, Ehl-i sünnet olamaz. Buna Mezhepsiz ve Zındık denir. Mezhepsiz kimse, ya yetmişiki bozuk fırkadan birindedir, yahut da kafir olmuştur. Böyle olduğu, Bahrda, Hindiyyede, Tahtâvîde, İbn-i Abidînde, El-besâirde ve Ahmed Sâvî tefsîrinde yazılıdır.

***

Sual: Adakta bulunan kimse, adağını yerine getirmezse günaha girmiş olur mu?

Cevap: Nezir, adak, bir ibadettir. Çünkü namaz, oruç, hacca gitmek ve başka ibadetler nezir olunur. Nezrin, adağın, yerine getirilmesini İslâmiyet emir etmektedir. Yerine getirilmezse, günah olur.

Alkol, kolonya ve parfüm

Alkol, kolonya ve parfüm

Sual: Her alkol necis midir? 
CEVAP
Haram ve necis olan sadece etil alkoldür. Diğerlerinin kimyada da adı alkoldür. Onlar necis değildir. Namaz kılarken etil alkollü sıvıyı temizlemek gerekir.

Alkollü karışımlar

Sual: Kolonya, tentürdiyot ve parfüm gibi, alkollü karışım sürülmüş elbiseyle, namaz kılmak caiz midir?
CEVAP
Caizdir. Alkol; ilaç, koku veya su gibi şeylere bir menfaat için karıştırılınca, karışım temiz olur. (İ. Ahlakı)

Demek ki, alkol; kolonya, tentürdiyot ve parfüm gibi maddelere, bir menfaat gayesiyle karıştırıldığı için namaza mani olmuyor. Bir menfaat olmadan karıştırılırsa, karışımlar temiz olmaz. Mesela suyun içine alkol döküp onu elbiseye sürsek, bu da karışım diyerek, böyle elbiseyle namaz kılınmaz.

Alkollü merhem

Sual: Alkollü merhem namaza mani mi?
CEVAP
Hayır, mani değildir.

Kolonya temizdir

Sual: İslam Ahlakı kitabında deniyor ki:
(1- Suyla toprak karıştırıldığı zaman, bu ikisinden biri temizse, meydana gelen çamur temiz olur ve bu kavil sahihtir; fetva da böyledir.
2- Bu fetvanın zayıf olduğunu bildiren âlimler de varsa da, harac olduğu zaman, zayıf kaville amel olunur. 
3- Necis olan sıvı, mesela ispirto, ilaç, koku [su veya toprak] gibi şeylere [bir menfaat için] karıştırılınca, karışım temiz olur. [Lakin ilaç için olmayanları içmek haramdır.] Bunun için, tentürdiyot ve kolonya, Hanefi’de temizdir.)
Bu ifadelerden, harac olmadan kolonya dökülerek kılınan namazın sahih olup olmadığını kesin olarak anlayamadım. Kolonya temiz dendiğine göre, harac olmadan da üstümüze döksek, onunla namaz kılmanın caiz olduğu mu anlaşılıyor?
CEVAP
Evet, öyle olduğu pek açıktır. Burada iki ayrı kavilden bahsediliyor:

Birinci kavilde, (Karışım temizdir, bu kavil sahihtir ve fetva da böyledir) buyuruluyor. Fetva böyledir denince artık mesele kalmamıştır. 3. maddede, 1. maddedeki sahih olan fetvanın açıklaması yapılıyor. Tentürdiyot ve kolonyanın temiz olduğu, bir de ilaç için olan karışımların da, yani alkollü ilaçları kullanmanın caiz olduğu açıkça bildiriliyor.

İkinci maddede, sahih olan ve fetva verilen kavle, bazı âlimlerin zayıf dediği bildiriliyor. Sahih kavli bildirdikten sonra, bazı âlimler denince, bu kaville amel etmek lazım gelmediği anlaşılıyor. Burada kolonya, tentürdiyot gibi karışımların temiz olduğunu bildiren kavil, zayıf değil, sahih kavildir ve fetvanın da böyle verildiği bildiriliyor. Zayıf kavil diyerek, bunun aksini söyleyip Müslümanları sıkıştırmak caiz olmaz.

Parfüm kullananın namazı

Sual: Üzerimizde parfüm varken namaz olur mu? Birkaç defa sıkınca el ayasını geçiyor miktarı.
CEVAP
Ne kadar çok olursa olsun namaz sahih olur.

İnsanlara yardımcı olmak sevaptır

Sual: İnsanlara, nafaka ve terbiye konusunda yardımcı olmak da, dinen sevap mıdır?

Cevap: Bu konuda, İmâm-ı Rabbânî hazretleri bir talebesine hitaben buyuruyor ki:

“Allahü teâlânın, bir kuluna, faydalı, güzel işler yapmayı, çok kimsenin ihtiyaçlarını sağlamasını nasib etmesi, çok kimsenin ona sığınması, bu kul için pek büyük bir nimettir! Allahü teâlâ, kullarına ıyâlim demiş, çok merhametli olduğu için, herkesin rızkını, nafakasını kendi üzerine almıştır. Allahü teâlâ, bu ıyâlinden birkaçının rızıkları, nafakaları için ve bunların yetişmeleri, rahat yaşamaları için bir kulunu görevlendirirse, bu kuluna büyük ihsan etmiş olur. Bu büyük nimete kavuşup da, bunun için şükür etmesini bilen kimse, çok talihli, pek bahtiyardır. Bunun kıymetini bilip, şükretmek, kendi sahibinin, Rabbinin ıyâline hizmet etmeyi saadet ve şeref bilmek ve Rabbinin kullarını yetiştirmekle öğünmek, akıl icabıdır.”

***

Sual: Peygamber efendimizi vesile ederek dua edilmez diyenler var, bunlara nasıl cevap vermelidir?

Cevap: Konu ile alakalı olarak İmâm-ı Tirmizî ve İmâm-ı Nesâî hazretlerinin Sünen kitaplarında buyuruyorlar ki:

“İki gözü ama bir kimse gelip, ya Resulallah sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem! Allahü teâlâya dua et, gözlerim açılsın dedi. Peygamber efendimiz;

(Kusursuz bir abdest al! Sonra Ya Rabbi! Sana yalvarıyorum. Sevgili Peygamberin Muhammed aleyhisselamı araya koyarak, senden istiyorum. Ey çok sevdiğim Peygamberim Muhammed aleyhisselam! Seni vesile ederek, Rabbime yalvarıyorum. Senin hatırın için kabul etmesini istiyorum. Ya Rabbi! Bu yüce Peygamberi bana şefaatçi eyle! Onun hürmetine duamı kabul et!) duasını okumasını söyledi. Adam, abdest alıp dua etti. Hemen gözleri açıldı. Bu duayı Müslümanlar, her zaman okumuşlar ve maksatlarına kavuşmuşlardır.”

***

Sual: Sadece sütü için bir ineği, koyun veya keçiyi kiralamak, dinimizce uygun olur mu?

Cevap: Sütü için hayvanı, meyvesi için ağacı veya asmayı, koyun otlatmak için tarlayı, yünü için hayvanı kiraya vermek caiz değildir, fasittir.

***

Sual: Düğünde takmak için, bilezik, altın zincir gibi süs eşyalarını kiralamak caiz olur mu?

Cevap: Altından ve gümüşden zinet eşyası süs olarak kullanmak için ve elbise, kumaş, giymek için kiraya verilebilir.

***

Sual: Hıristiyanlığı, ateistliği yayan kuruluşları yayınları ile görebiliyoruz. Peki İsl^ümiyetin yayılmasına çalışan kuruluşlar yok mudur?

Cevap: İslam dini, hak din olmasına rağmen, daha fazla yayılması için, şimdi pek az gayret sarf edilmektedir. Hristiyanların, Hristiyanlığı yaymak için kurdukları teşkilatlar, dernekler çoktur ve büyüktürler. Harputlu İshak Efendi Diyâ-ül-Kulûb kitabında şu bilgileri vermektedir:

“Miladi 1804 senesinde kurulan İngiliz Bible House-İncil Evi ismindeki protestan cemiyeti, derneği, İncil'i 204 lisana tercüme ettirmiştir. 1872 senesine kadar, bu cemiyet tarafından basılan kitapların adedi, 70 milyona varmıştır. O zamanda, bu cemiyetin Hristiyanlığı yaymak için sarf ettiği para, 205.313 İngiliz altını idi ki, bugünkü para ile 45 milyar lira tutmaktadır.”

Bu cemiyet, bugün de faaliyette olup, dünyanın birçok yerlerinde hastaneler, konferans salonları, kütüphaneler, mektepler, hatta sinema salonları gibi eğlence yerleri, spor tesisleri kurmakta, buralara devam edenleri Hristiyanlığa teşvik etmektedir. Katolikler de, aynı surette çalışmaktadır.

Zamanımızda, bazı Müslüman memleketlerinde olduğu gibi, Avrupa ve Amerika’da da, küçük İslam merkezleri vardır. Bunlar, İslami neşriyat yapmaktadır. Fakat çeşitli fırkalarca desteklenen bu merkezlerin yayınları, birbirlerini kötülemekte, dinimizin emrettiği İslam birliğini bozmaktadır. Türkiye’de Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını neşreden Hakikat Kitabevi'nin gücü de, ancak bir miktar gencin okuyabilmesine kifayet etmektedir. Birçok imkânsızlıklara rağmen, bütün dünyada, Hakikat Kitabevi'nin mütevazı neşriyatları okunmakta, bu sayede doğru yolda olan Ehl-i sünnet itikadındaki Müslümanların adedi her sene artmaktadır.

Bundan yüz sene evvel Müslümanlar Hristiyanların ancak üçte biri kadarken, bugün bu miktar hemen hemen yüzde elliye varmıştır. Çünkü Müslümanlar, inançlarına sadık kalmakta ve evlatlarını Müslüman olarak yetiştirmektedirler. Hristiyan âleminde ise, gençler, Hristiyanlığın yeni buluşlara karşı olduğunu görerek, dinlerine güvenleri kalmamakta ve dinsiz olmaktadırlar. İngiltere'de, hiçbir dine inanmayanların, nüfusun yüzde otuzunu bulduğunu, İngiliz neşriyatı haber vermektedir.

Nefsin arzularına uymak, nefse tapınmak olur

Sual: Nefsin arzularına uymak, niçin çok kötülenmiştir? Nefsin istekleri, hep kötü ve zararlı şeyler midir?
Cevap: Kalb hastalıklarının birisi de, (nefsin hevâsı)na, şehvetlerine, isteklerine, lezzetlerine tâbi olmaktır. Bunun kötü olduğu, âyet-i kerimelerde açıkça bildirilmiştir.

Nefsin arzularının, insanı Allah yolundan saptırıcı oldukları, Kur’ân-ı kerimde haber verilmiştir. Çünkü nefs, daima Allahü teâlâyı inkâr, Ona inat, isyan etmek ister. Her işte, nefsin arzularına uymak, nefse tapınmak olur.

Nefsine uyan, küfre veya bid’at sâhibi olmağa yahut fıska yani haram işlemeğe başlar. Ebû Bekr Tamistânî “rahime-hullahü teâlâ” diyor ki, (Nefse uymaktan kurtulmak, dünya nimetlerinin en büyüğüdür. Çünkü nefs, Allahü teâlâ ile kul arasındaki perdelerin en büyüğüdür). Sehl bin Abdüllah Tüsterî diyor ki, (İbadetlerin en kıymetlisi, nefse uymamaktır).

İslâm bin Yûsüf Belhî, Hâtem-ül-esam’a [237 h.] bir şey hediye etti. Hâtem bunu kabul edince, bunu kabul etmek nefsin arzusuna uymak olmaz mı dediler. Kabul etmekle kendimi zelil, onu aziz eyledim. Ret etseydim, kendim aziz, o zelil olurdu. Nefsimin hoşuna giderdi dedi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, uzun bir hadîs-i şerifin sonunda buyurdu ki, (İnsanı felâkete sürükleyen şeyler üçtür:

Hasislik, nefse uymak, kendini beğenmek.) İmâm-ı Gazâlî “rahime-hullahü teâlâ” buyurdu ki, Allahü teâlânın insana yardımına mâni olan perdelerin en kötüsü, (Ucb)dur. Yani ayıplarını görmeyip, ibadetlerini beğenmektir. İsa aleyhisselâm buyurdu ki, (Ey havariler! Rüzgâr, çok ışıkları söndürmüştür. Ucb da, çok ibadetleri söndürmüş, sevaplarını yok etmiştir.)

Hadîs-i şerifte, (Ümmetimin iki kötü huya yakalanmalarından çok korkuyorum. Bunlar, nefse uymak ve ölümü unutup, dünya arkasında koşmaktır) buyuruldu. Nefse uymak, İslamiyete uymağa mâni olur. Ölümü unutmak, nefse uymağa sebep olur.

Hadîs-i şerifte, (Aklın alâmeti, nefse galip ve hâkim olmak ve öldükten sonra lâzım olanları hazırlamaktır. Ahmaklık alâmeti, nefse uyup, Allahtan af, merhamet beklemektir) buyuruldu. Nefse uyup da, tövbe ve istiğfar etmeden, af ve Cennet beklemek ahmaklık olmaktadır. Sebebine yapışmadan bir şey beklemeğe (Temenni) denir.

Sebebine yapıştıktan sonra, beklemeğe (Recâ) denir. Temenni, insanı tembelliğe götürür. Recâ ise, çalışmağa sebep olur. Nefsin sevdiği, istediği şeylere (Hevâ) denir. Nefs, yaratılışında kötülükleri, zararlı şeyleri sevici ve isteyicidir. (Nefsinden sakın daim. Ona güvenme asla. Yetmiş şeytandan daha, fazla düşmandır sana) beyti, tam yerinde söylenmiştir.

Nefsin, insanı haramlara ve mekruhlara sürüklemesinin zararları meydandadır. İstekleri hep hayvani arzulardır. Hayvani arzular ise, hep dünyadaki ihtiyaçlardır. İnsan bu arzuları peşinde olduğu kadar, ahiret ihtiyaçlarını hazırlamakta geri kalır. 

Çok mühim olan bir şey de, nefs mubahlarla doymaz. Mubahları kullanmağı arttırdıkça, isteklerini arttırır. Yine de, doymaz. İnsanı haramlara sürükler. Bundan başka, mubahları aşırı kullanmak, elemlere, dertlere, hastalıklara sebep olur. Böyle insan, hep midesini, zevkini düşünür. Hasis ve rezil olur. (İslâm Ahlâkı s. 30-31)

Haram şeyi ilaç olarak kullanmak

Sual: Haram olan bir şeyi ilaç olarak kullanmanın ve ihtiyacı olan birine kan vermenin dinimizdeki hükmü nedir?
Cevap: 
Konu ile alakalı olarak Dürr-ül-muhtârda deniyor ki:

“Zaruret olmadıkça insanın bir parçasını kullanmak haramdır. Kullanması haram olan şeyi ilaç olarak yemek ve içmek de caiz değildir.” İbni Âbidîn hazretleri bunu açıklarken buyuruyor ki:

“Kullanılması haram olan şey, temiz olsun, necis, pis olsun, ilaç olarak kullanmak haramdır. Fakat, hastalığa iyi geleceği bilinir ise ve ondan başka ilaç yoksa, kullanılmasına izin verilmiştir. Ölüm tehlikesi olduğu ve başka çare bulunmadığı zaman, kadına ve erkeğe kan vermek caiz olur.” Şeyh Tâhir-üz-Zâvî, fetvâsında diyor ki:

“İslâm dini, sıhhati korumayı ve bedenin selametini emretmektedir. Hastaya kan vermek, insani vazifedir. Çünkü, hayatı korumak, bazen kan verilmesine bağlı olmaktadır. Kan vermek, süt kardeşliğine sebep olmaz, nikâhı bozmaz.”

***
Sual: Sütten yapılmakta olan kefir denen içeceği, içmenin, kullanmanın, dinimiz açısından bir mahzuru var mıdır?
Cevap: 
İmâm-ı Muhammede göre, gaz çıkarmış ve tadı keskin olmuş içeceklerin, sarhoş etmeyecek kadar azının içilmesi de haram olur, fetva da böyledir. Diğer üç mezhepte de böyledir. Çünkü, Peygamber efendimiz;

(Çoğu sarhoş eden içkinin, azını içmek de haramdır) ve;
(Sarhoş eden her içki şaraptır ve hepsi haramdır) buyurdu.

Bu hadis-i şerif, gaz çıkarmış ve tadı keskin olmuş içeceklerin hepsinin haram olduğunu bildirmektedir. Muhammed aleyhisselam, maddelerin hakikatlerini, fen bilgilerini öğretmek için değil, bunların hükümlerini bildirmek için gönderilmiştir.

Kısrak, inek, deve sütleri, mayalanıp, tadı keskin olunca, müselles gibi olurlar. Birincisine Kumis, ikincisine Kefir denir ki, bira gibi haramdırlar. Bu hususta, İskilibli M.Âtıf Efendi'nin "Men’i müskirât" kitabında geniş bilgi vardır.

***
Sual: Cemaate sonradan gelen ve imama rükuda yetişen bir kimse, ne yapmalı ve nasıl hareket etmelidir?
Cevap: 
Konu ile alakalı olarak Umdet-ül-islâmda deniyor ki:
“Cemaate yeni gelen bir kimse, imamı rükuda görürse, ayakta tekbir getirip, rükuya eğilir. Tekbiri rükuya eğilirken söylerse, namazı sahih olmaz. Rükuya eğilmeden, imam kalkarsa, o rekâta yetişmemiş olur.”

***
Sual: Ödünç verilen borç, belli miktar ve belli zamanlarda taksite bağlanabilir mi? Borçlu ölünce, vârisleri kendi mallarından borcu ödemeye zorlanabilir mi?
Cevap: 
Bir kimsenin borcunu başkası ödeyebilir. Borç ödeyenin, borç senedi kendi mülkü ise, geri isteyebilir. Ödünç verilen borç, belli miktar ve belli zamanlarda taksite bağlanamaz. Eline geçtiği zaman, geçtiği kadar ödeyerek borcunu bitirir. Fakat borcunu başkasına havale ederse, havaleyi kabul eden, belli taksitlerle ödeyebilir.

Ödünç alınan mal karşılığı olarak, iki tarafın uyuştuğu semen, para şeklinde peşin olarak ödenebilir. Bu suretle, malı alacaklıdan peşin satın almış olur.

Borçlu, alacaklının senedi kaybetmesi ile borcu ödemekten kaçınamaz. Salih olan iki şahit göstererek, alacaklı olduğunu mahkemede ispat eder. Bunun için, şahit yanında ödünç vermelidir.

Borçlu borcunu, aldığı yerde veya alacaklının razı olduğu yerde öder.
Kefil ve havale olmadan, kimse başkasının borcunu ödemeğe zorlanamaz. Vâris, kendi malından, meyyitin borcunu ödemeğe zorlanamaz. Deliye ve çocuğa ödünç verilmez. (Bahr-ül-fetâvâ)da, Hibe bahsinde diyor ki, ([Hükûmetteki işini takip etmesi için, borçlusuna emir vermek faiz olur]. Borçlu bu işi yapınca, borcundan onu ibra eylemek rüşvet olur. Alacağını yine isteyebilir). (Fetâvâ-yı Feyziyye)de diyor ki, (Kendi malından zevcine verip, bunu sat! Semeni ile nafaka al dese, zevcini satmağa vekil etmiş ve semeni ona ariyet vermiş olur. Ariyet olarak verilen misli mal, karz olur). (Tam İlmihal s. 828)

Cehennemde soğuk azap da vardır

Sual: Cehennemde azap çekenler, sadece ateşle mi azap görmektedir, Cehennemin soğuk yeri de var mıdır?
Cevap: 
Konu ile alakalı olarak Kâdî zâde Ahmed Efendinin yazdığı Âmentü şerhi kitabında deniyor ki:
“Cehennemde bir yer vardır ki, Zemherir derler. Yani, soğuk Cehennemdir. Soğukluğu pek şiddetlidir. Bir an dayanılmaz. Kâfirlere, bir soğuk, bir sıcak, sonra soğuk, sonra sıcak Cehenneme atılarak, azap yapılacaktır.”

Cehennemde soğuk Zemherir azapları bulunduğu, Kimyâ-i saâdet kitâbında, İmâm-ı Muhammed Gazâlî hazretlerinin Dürret-ül-fâhire kitabının tercümesi olan Kıyâmet ve Âhıret hâlleri kitabında da yazılıdır. Hadis-i şeriflerde de açıkça bildirilmektedir.

Din cahilleri, İslâmiyete, yalan ve iftira ile saldırırken; “Peygamberler, hep sıcak memleketlerde geldiği için, Cehennem azabının ateş olduğunu söylemişler, hep ateşle korkutmuşlar. Kutuplarda, soğuk memleketlerde gelselerdi, buz ile azap yapılacağını söylerlerdi” diyorlar. Bunlar, hem çok cahil, hem de ahmaktırlar. Zaten Kur’ân-ı kerimden haberleri olsaydı, İslâm büyüklerinin sözlerini duysalardı ve biraz akılları olsaydı, hemen Müslüman olurlardı. Hiç olmazsa, böyle ulu orta, yalanları yazmaktan, belki sıkılırlardı. Dinimiz, hem Cehennemde soğuk azaplar olduğunu bildiriyor, hem de Peygamberlerin yalnız sıcak memleketlere değil, yeryüzünde, sıcak ve soğuk, her memlekete gönderildiğini haber veriyor. Kur’ân-ı kerim, Peygamberimize sorulan suallere, soranların bilgilerine ve anlayışlarına göre cevap vermektedir. Ahiretteki bilinmeyen varlıkları da, dünyada gördüklerine, bildiklerine benzeterek anlatmaktadır. Mekkeliler, kutupları, buz memleketlerini duymadıkları için, Cehennemin soğuk azaplarını onlara bildirmek, faydasız olurdu. Kur’ân-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde bu inceliğe uygun haberlerin bulunması, şimdiki inkâr edenlerin daha çok sapıtmasına sebep olmaktadır.

***
Sual: Bir kimsenin, imanlı olarak ahirete gideceği, önceden belli olur mu yoksa son nefeste mi belli olur?
Cevap: 
Mümin ve kâfir, son nefeste belli olur. Birçok kimse, bütün ömrünce kâfir kalıp, sonunda imana kavuşabilir. Bütün ömrü iman ile geçip, sonunda tersine dönen, imansız giden de olur. Kıyamette, insanların son nefesteki hâline bakılır.

***
Sual: Bir kimseye haccın farz olması için, o kimsede ne gibi şartların bulunması gerekir?
Cevap:
Bir kimseye haccın farz olması için, haccın vücub şartları diye bildirilen şartların o kimsede bulunması lazımdır ki bunlar sekiz tanedir:

1- Müslüman olmak.
2- Kâfir memleketinde olanın da, haccın farz olduğunu işitmesi lazımdır.
3- Akıllı olmak.
4- Bülüğ çağında olmak, ergenliğe ulaşmak.
5- Hür olmak, köle veya hapiste olmamak.
6- Geçim ihtiyacından fazla olarak hacca götürüp getirecek ve geride kalanlara yetecek kadar, helal parası olmak. Haram malı olana, hacca gitmek değil, bunları sahiplerine ödemek farzdır. Haram mal ile hacca giden, hac yapmamak azabından kurtulur ise de, hac sevabı kazanamaz. Bu durum, gasbedilen yerde namaz kılmaya benzer. Böyle kimselerin ibadetlerine mani olmamalıdır. Zira günahlar ibadetlere mani değildir.

Parasının helal olduğunda şüphesi olan, sevap kazanmak için, Yahya Efendi fetvasında yazılı olduğu gibi, bir kimseden ödünç alıp bununla hacca gitmelidir. Borcunu şüpheli parası ile ödemelidir.

7- Hac vakti gelmiş olmak. Hac vakti, arefe ve bayram günleri olmak üzere, beş gündür. Yolda geçen zaman da düşünülerek, vücub şartları, bu zaman başında mevcut olan kimsenin ömründe bir kere hacca gitmesi farz olur.
8- Hacca gidemeyecek kadar, kör, hasta, çok ihtiyar ve sakat olmamak.

***
Sual: Sadece namaz, oruç gibi bedenle yapılanlar mı ibadet olmaktadır yoksa mal ile yapılanlar da ibadet sınıfına girmekte midir?
Cevap: 
Dinimizin yapılmasını emrettiği ibadetler üç kısımdır:

1- Yalnız beden ile yapılan ibadettir. Namaz kılmak, oruç tutmak, Kur’ân-ı kerim okumak, zikretmek böyledir. Hiç kimse, başkası yerine, bedenle yapılan ibadeti yapamaz ve bu ibadetler için kişi, kendi yerine başkasını vekil de edemez.
2- Yalnız mal ile yapılan ibadetlerdir. Zekât, sadaka-i fıtır, toprak mahsulleri zekâtı, kefaretler, fakirleri doyurmak ve giydirmek böyle ibadetlerdir. Bir kimsenin özrü olsun veya olmasın, bunun mal ile yapılacak ibadetlerini başkası, bunun izni ve malı ile yapabilir.
3- Hem beden, hem mal ile yapılan ibadetlerdir. Farz olan hac böyledir. Bir kimse hayatta iken, ancak devamlı özrü olduğu zaman, bunun emri ve malı ile yerine başkası vekaleten hac yapabilir.

Vakti gelince, namaz kılmalıdır

Sual: Namaz kılmak nedir? Her gün beş kere kılmak mı gerekir?
Cevap: 
İslamın beş şartından ikincisi, şartlarına ve farzlarına uygun olarak, her gün beş kere (Vakti gelince, namaz kılmaktır). Her Müslümanın, her gün, vakitleri gelince, beş kere namaz kılması ve her birisini vaktinde kıldığını bilmesi farzdır. Cahillerin, mezhepsizlerin hazırladıkları yanlış takvimlere uyarak, vaktinden evvel kılmak büyük günah olur ve bu namaz sahih olmaz. Hem de, öğlenin ilk sünnetinin ve akşamın farzının kerahet vaktinde kılınmasına sebep olmaktadır. [Namaz vaktinin geldiği, müezzinin ezan okuması ile anlaşılır. Kâfirlerin, bid’at ehlinin okuduğu ve hoparlör gibi çalgıların seslerine (Ezan-ı Muhammedi) denmez.]
Namazları; farzlarına, vaciplerine, sünnetlerine dikkat ederek ve gönlünü Allahü teâlâya vererek, vakitleri geçmeden kılmalıdır. 
Kur’ân-ı kerimde, namaza (Salat) buyuruluyor. Salat; lügatte insanın dua etmesi, meleklerin istiğfar etmesi, Allahü teâlânın merhamet etmesi, acıması demektir. İslâmiyette (Salat) demek; ilmihâl kitaplarında bildirildiği şekilde, belli hareketleri yapmak ve belli şeyleri okumak demektir. Namaz kılmağa (İftitah tekbiri) ile başlanır. Yani erkeklerin ellerini kulaklarına kaldırıp göbek altına ve kadınların ellerini omuz hizasına kaldırıp, göğüs üstüne indirirken, (Allahü ekber) demeleri ile başlanır. Son oturuşta, başı sağ ve sol omuzlara döndürüp, selâm verilerek bitirilir. (Herkese Lâzım Olan Îmân s. 16)

***
Sual: İslâm memleketinde yaşayan cahillerin bile işittiği, bildiği, din bilgilerinden birini inkâr eden, beğenmeyen, kâfir mi olur?
Cevap: 
Dinde zaruri malum olan, yani, İslâm memleketinde yaşayan cahillerin bile işittiği, bildiği, din bilgilerinden birini inkâr eden, beğenmeyen, kâfir olur. [Mesela, domuz eti yemek, alkollü içki içmek, kumar oynamak ve kadınların, kızların başları, saçları, kolları, bacakları açık, erkeklerin de dizleri ile göbek arası açık olarak başkasının yanına çıkmaları haramdır. Yani, Allahü teâlâ, bunları yasak etmiştir. Allahü teâlânın emirlerini ve yasaklarını bildiren dört hak mezhep, erkeklerin avret yerlerini, yani bakması ve başkasına göstermesi yasak edilmiş olan uzuvlarını farklı olarak bildirmişlerdir.
Her Müslümanın, bulunduğu mezhebin bildirdiği avret yerini örtmesi farzdır. Buraları açık olanlara, başkalarının bakmaları haramdır.
 (Kimyâ-i se’âdet)de diyor ki, (Kadınların, kızların, başı, saçı, kolları, bacakları açık sokağa çıkmaları haram olduğu gibi, ince, süslü, dar, hoş kokulu elbise ile çıkmaları da haramdır. Böyle çıkmalarına izin veren, razı olan, beğenen anası, babası, zevci ve kardeşi de, onun günahına ve azabına ortak olurlar). Yani, Cehennemde birlikte yanacaklardır. Eğer, tövbe ederlerse, af olunur, yakılmazlar. Allahü teâlâ, tövbe edenleri sever. Âkıl, baliğ olan kızların ve kadınların, yabancı erkeklere görünmemeleri, hicretin üçüncü senesinde emir olundu. İngiliz casuslarının ve bunların tuzaklarına düşmüş olan cahillerin, hicab âyeti gelmeden evvel olan örtünmemeği ileri sürerek, örtünmeği sonradan fıkıhçılar uydurdu demelerine aldanmamalıdır. Cahillerin bilemeyeceği kadar meşhur ve zaruri olmayan şeyleri cahillerin bilmemesi küfür olmaz. Fısk, yani günah olur. (Herkese Lâzım Olan Îmân s. 17)

Onların ismi anılınca rahmet yağar

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Dışarıda çok güzel yağmur yağarken, mübarek bir zat şöyle sohbet etmektedir:

(Bakın, yağmur yağıyor. Buna, rahmet yağıyor derler. Yağmuru görüyoruz, işitiyoruz ve yakîn elde ediyoruz. Hadis-i şerifte, (İnde zikrissâlihîn tenzîlürrahme) buyuruluyor. Yani sâlihlerin, evliya zatların ismi bir yerde anılırsa, oraya rahmet yağar. Dışarıdaki rahmetin bin katı şimdi buraya yağıyor. Ama gaflet, bu rahmeti görmeye mâni oluyor. İnanıyoruz, ama yakîn elde edemiyoruz. Yakîn elde etmek için, haramlardan sakınmak ve bu büyük zatları çok anmak, her gün kitaplarını okumak lazımdır.)

Çünkü insan, sevdiğini çok anar, hep ondan bahsedilmesini ister. İşte Allahü teâlâyı çok sevenler de, Onu çok hatırlarlar ve çok zikrederler. Bunun için Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında bildirilen dua ve tesbihleri her gün okumalıdır. Evliya bir zatın sohbeti veya onların kitaplarını okumak da, en büyük zikirlerdendir. Namaz kılmak, baştan aşağı zikirdir. İnsanları sevindirmek de zikirdir. Yani Rabbimizin rızasına uygun olan her iş zikirdir.

Hattâ bir genç okula giderken, (Yâ Rabbi, alacağım diplomayla, inşallah senin kullarına iyilik yapacağım, evime helâl rızık götüreceğim, elimden geldiği kadar dinime hizmet edeceğim) diye niyet etse, okulunu bitirinceye kadar alıp verdiği her nefesi zikir olur. Bir kimse, gece yatarken, sabah namazına kalkmak niyetiyle uyursa, sabaha kadar her nefesi zikir olur. Yatmadan önce birkaç dakika da ilmihâl okursa, ilimle meşgul olduğu için, sabaha kadar ibadet sevabı alır.

Allahü teâlâyı çok sevenler de, Onu çok hatırlarlar ve çok zikrederler. Bunun için Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında bildirilen dua ve tesbihleri her gün okumalıdır. Evliya bir zatın sohbeti veya onların kitaplarını okumak da, en büyük zikirlerdendir. 

"Hâlis Kullarımı Bozamazsın!"
Bunlar, yapılması çok kolay olan büyük fırsatlardır. Şeytana aldanarak, bu fırsatları kaçırmamalı. O İblis ki, ebedî tard edildi yani kovuldu, cehennemlik oldu. Allahü teâlâdan kıyamete kadar izin istedi, (Sana ibadet eden kullarını bozacağım) dedi. Cenab-ı Hak, (Sen ancak senin gibileri bozarsın, benim hâlis kullarımı bozamazsın) buyurdu. Böylece insanlar, Allahü teâlânın yolunda olanlar ve şeytanın yolunda olanlar olmak üzere ikiye ayrıldılar. Şimdi er meydanındayız. Allahü teâlânın tarafında mıyız, yoksa İblisin tarafında mı? Allahü teâlânın tarafında olanlar Cennete, İblise tâbi olanlar ise onunla beraber Cehenneme gidecektir. Allah'ın yolunda olmak için her işte iyi niyeti unutmamalıyız.

Öğrenmede öncelikli olanlar

Sual: Dinimizin emir ve yasaklarının tamamını hemen öğrenmek mi gerekir?
Cevap: Bu konuda Kimyâ-i se'âdet kitabında ilim kısmında buyuruluyor ki:
“Her müminin, en önce, Ehl-i sünnet itikadını, kısaca öğrenmesi farzdır. Bundan sonra, iki şey öğrenmesi lazım olur. Biri kalp, diğeri beden için lazım olan bilgidir. Beden için olan bilgi de; yapacağı emirler, sakınacağı yasaklardır. Emirleri öğrenmek şöyle olur:

Sabah vakti, yeni Müslüman olan kimsenin, öğle vakti gelince abdestin ve namazın farzlarını öğrenmesi, hemen farz olur. Sünnetlerini öğrenmesi de sünnet olur. Akşam olunca, akşam namazının üç rekat olduğunu öğrenmesi farz olur. Ramazan ayı gelince, orucun farzlarını öğrenmesi farz olur. Zengin olunca, bir sene sonra, zekâtı öğrenmesi farz olur. Haccı öğrenmesi, hacca gideceği zaman farz olur. İşte, her şeyi zamanı gelince öğrenmesi farz-ı ayn olur. Mesela evlenmek istediği zaman, nikâh bilgilerini, kadın, erkek haklarını, kadınların özür hâllerini öğrenmesi farz olur. Bir sanata, ticarete başlayınca, bunlardaki emir ve yasakları, faizi öğrenmesi lazım olur. Hangi sanata başlayacaksa zamanın ona ait fen bilgilerini de mektepte öğrenmesi farz olur. Herkese kendi sanatını okuması, öğrenmesi farz olur. Başka sanat bilgilerini öğrenmesi farz olmaz. Harp zamanında da askerliği ve yeni silahları yapmak, kullanmak, korunmak için, fen bilgilerini kısaca öğrenmek, her Müslümana farz-ı ayn, bunlarda ihtisas kazanmak ise farz-ı kifâyedir.

Haramları öğrenmek de, herkese başka türlü farz olur. Mesela, erkeklerin ipek giydiği bir yerde bulunanların, ipek giymenin haram olduğunu öğrenmesi ve bilenlerin bilmeyenlere öğretmesi farz olur. Sunî ipek giymek erkeklere de haram değildir. Alkollü içkiler içilen, domuz eti yenilen, başkasının hakkı, faiz, rüşvet alınan, kumar oynanan yerde bulunanların, bunların haram olduğunu öğrenmesi farz olur. Kadın erkek birlikte oturanların da mahrem ve namahrem olan kadınları, yani bakması caiz olan ve olmayan kadınları öğrenmesi farz olur. Avret yerleri açık olan yerlerde bulunan Müslümanların, örtmesi farz olan yerlerini öğrenmeleri lazımdır. Bu yerlerini açmak ve başkasının açık yerine bakmak günah olduğu gibi, bunu bilmemek de ayrı günahtır.”

***
Sual: Çocuğun selamına cevap vermek vacib olur mu? Çocuk, ana-babasından izinsiz sefere çıkabilir mi?
Cevap: Akıllı çocuk, alış-verişe ve zekât vermeğe vekil yapılabilir. İzinli olsa dahi kefil olamaz. Çocuğun selamına cevap vermek vacib olur. Çocuğa selam vermek câizdir. Müslüman olması sahih olup, mürted olması sahih değildir. Mürted olmağa sebep olunca öldürülmez. Besmele ile kestiği yenir. Kadınlara bakması ve halveti câizdir. Küçük kız, mahrem olmayan emin kimse ile sefere çıkabilir. Çocuk kaçıran, kız kaçıran, birinin zevcesini kaçıran, bunları getirinceye veya ölüm haberleri gelinciye kadar hapis olunur. Çocuğa tehlikeli iş yaptırınca çocuk ölürse, yaptıran diyetini öder.

Çocuk çukura, suya düşüp ölürse, anası babası cezalanmaz. Elinden düşürüp ölürse, kefaret lâzım olur ki, altmış gün oruç tutar. Çocuğun anasından, babasından izinsiz herhangi bir sefere çıkması câiz değildir. Ananın babanın, günah olmayan emirlerine itaat etmesi farz-ı ayndır. (Berîka)da, ayak afetleri başındaki hadîs-i şerifte, (Ananın, babanın yüzüne merhamet ile bakana, makbul hac sevabı verilir) buyuruldu. Baliğ olan çocuğun da, seferin tehlikeli olması veya kendisine muhtaç olmaları hâlinde, izinleri olmadan gitmesi câiz değildir.

Ana baba olmazsa, ced ve cedde onların yerine geçer. Bunlardan izinsiz yapılan hac mekruh olur. Ana-baba veya babanın terbiye için izin verdiği hoca, çocuğu elleri ile üç defa vurarak terbiye edebilirler. Fakir oğlunu da evlendirmek babaya vacibtir. Çocuğun malını ona harcetmeğe, babası veya dedesi veli olur. Anası olmaz. Anası, kendi yanında kalan çocuğun ihtiyacını onun parası ile satın alabilir.) (Tam İlmihal s. 900)

Doktora gitmek, ilaç kullanmak

Doktora gitmek, ilaç kullanmak

Sual: Hastalanınca, doktora gitmeyi, ilaç kullanmayı, şifa için bildirilen âyet ve duaları okumayı, dinimiz emretmekte midir?

Cevap: Allahü teâlâ, ilaçları, şifa için sebep yapmıştır. Ekmek ile suyu doyurmaya sebep yaptığı gibi, ilaçları da, hastalıkları gidermeye sebep yapmıştır.

Tedavi olmak, yani doktora gitmek, ilaç kullanmak sünnettir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Hastalığınızı tedavi ediniz! Çünkü, Allahü teâlâ, ölümden başka her hastalık için, deva, ilaç yaratmıştır.)

Mevâhib-i ledünniyyede deniyor ki:

“Peygamber efendimiz üç türlü ilaç kullanırdı: Kur’ân-ı kerim veya dua okurdu. Fen ile bulunan ilaçları kullanırdı. Her ikisini karışık kullanırdı. (Kur’ân-ı kerimden şifa beklemeyene şifa nasip olmaz) buyururdu. Fatiha suresini okumanın, hastalıklara şifa olduğunu bildiren hadis-i şerifler, Beydâvî, Çerhî tefsirlerinde ve Tefsîr-i Mazherîde yazılıdır.” İmâm-ı Kuşeyrî hazretleri buyuruyor ki:

“Kur’ân-ı kerimdeki altı şifa ayetini bir tabağa yazıp, su koyarak eritilir. Hasta içerse Allahü teâlâ şifa ihsan eder.”

Âyet-i kerime ve dua elbette şifa verir. Fakat şartların gözetilmesi de lazımdır. Okuyanın veya yazanın ve hastanın buna inanması şarttır. Hastanın, zararlı olan gıdalardan, şüpheli ilaçlardan perhiz etmesi, soğuktan sakınması, lüzumlu şeyleri yapması, haramdan, zulümden sakınması lazımdır. Hadis-i şerifte;

(Allahü teâlâyı unutarak, gafletle edilen dua kabul olmaz) buyuruldu. Resûlullah Efendimiz hasta olunca, Kul e'ûzüleri okuyup, kendi üzerine üflerdi. Şifa âyetleri şunlardır:

“Tevbe suresi, ondördüncü âyetinin sonu, Yunus suresi, elliyedinci âyetinin ortası, Nahl suresi, altmışdokuzuncu yetinin orta kısmı, İsrâ suresi, seksenikinci âyetinin baş tarafı, Şü'ârâ suresinin sekseninci âyeti, Fussilet suresi, kırkdördüncü ayetinin orta yeridir.”

Bunlar, safranlı su gibi, renkli bir sıvı ile bir çanağa yazılıp, yağmur suyunda eritilir. Zevceden, hanımdan mehir parasından hediye isteyip, bu para ile bal alınır. Balı bu su ile karıştırıp içmelidir.

Şifa âyetlerini, abdestli olarak, bir kâğıda yazıp, bu kâğıdı, bir kaptaki suya koymak da olur.

Görülüyor ki, doktora gitmeli, ilaç da kullanmalı, fakat şifayı, doktor ve ilaçtan değil Allahü teâlâdan istemelidir.

Helal gıdanın önemi

Sual: Şimdiki çocuklar istenildiği gibi neden eğitilemiyor?

CEVAP

Çocuğu helal gıda ile beslemelidir! Haram gıdanın etkisi çocuğun özüne işler, çocukta uygunsuz işlerin meydana gelmesine sebep olur. Hadis-i şerifte (Yiyip içtikleriniz helal, temiz olsun! Çocuklarınız, bunlardan hasıl olur) buyuruldu.

Çocukları, ahlaksız kadınlara da emzirtmemelidir! Peygamber efendimiz, ahmak kadınları da süt anne olarak tutmamayı, sütün kötü etkisinin olacağını bildirmektedir. Buradan kâfir kadını süt anne olarak tutulmaz manası çıkarılmamalıdır! Zira fıkıh âlimi İbni Âbidin hazretleri, (Kâfir kadının Müslüman çocuğa ve Müslüman kadının kâfir çocuğa süt anne tutulması caizdir) buyurmaktadır. (Redd-ül Muhtar)

İbrahim Ethem hazretlerine, gece gündüz ibadet eden, vecde gelip kendinden geçen bir gençten bahsettiler. Gencin yanına gidip üç gün misafir kaldı. Çok acaip haller gördü. Gencin bu halinin şeytandan olup olmadığını öğrenmek istedi. Yediğine baktı. Helalden değildi. Bu hallerin şeytandan olduğunu anladı. Genci evine davet etti. Gence helal yemek verdi. Gençteki eski aşk ve gayret kalmadı. Genç, bana ne yaptın dedi. İbrahim Ethem hazretleri, gence, (Sendeki haller şeytandandı. Helal yiyince şeytan giremedi. Esas halin meydana çıktı) buyurdu. (Tezkiretül-evliya)

Haram yemek kalbi karartır, hasta eder. Zünnun-i Mısri hazretleri buyurdu ki:

Kalbin kararmasının dört alameti vardır:


1- İbadetin tadını duymaz.
2- Allah korkusu hatırına gelmez.
3- Gördüklerinden ibret almaz.
4- Okuduklarını, öğrendiklerini anlayıp kavrayamaz.

Muhammed bin Fadl Belhi hazretleri de buyurdu ki:

Kalbin kararmasına 4 şey sebep olur:


1- Öğrendiği ile amel etmemek.
2- Bilmeyerek yapmak.
3- Bilmediklerini öğrenmemek.
4- Başkasının öğrenmesine mani olmak.

Nefs, kötü isteklerden [dinin yasakladığı şeylerden] kurtarılınca, kalb temizlenir.

***

Sual: Büyük günah işleyen; fakat kazancı helal olanın yemeğini yemek, caiz midir?

CEVAP

Evet, gerektiğinde yemek caizdir. Mesela içkili lokanta işletenin yemeğini yemek caizdir.

***

Sual: Fırına verdiğimiz patatesli pideleri, fırıncı başkasına vermiş. Bize kıymalı pide kalmış. Fırıncı bunları da siz alın, dedi. Ne yapmak gerekir?

CEVAP

Kıymalı pidelerin sahibi biliniyorsa, gidip helâlleşmeli. Sahibi belli değilse, yiyen için bir mahzuru yoktur. Fırıncı, yanlış verdiği için, ihmali varsa, günahı ona ait olur.

***

Sual: Bölünmeden mirastan gelen hediyeyi yemek caiz mi?

CEVAP

Hayır.

***

Sual: Bir arkadaş, başka yerdeki arkadaşına vermem için bir kutu çikolata verdi. Yolda çikolataların yarısını yedim. Varınca, çikolataların yarısını yediğimi söyleyip helalleştim. Habersiz yediğim için günah oldu mu?

CEVAP

Emanete hıyanet etmişsiniz. Helalleşmeden ölebilirdiniz de. Fakat helalleştiğinize göre, sadece mekruh olur. (Hindiyye)

***

Sual: Kesin izin vereceğini bilinen kişinin malını yemek caiz mi?

CEVAP

Caiz. Ama suizanna sebep olacak şeyden uzak durmalı

***

Çocuğun getirdiği su

Sual: Çocuğun getirdiği mubah suyu içmek niye caiz değildir? Evin çeşmesindeki suyu getirse yine mi içilmez? Mubah su ne demektir?

CEVAP

Herkesin kullanabildiği göl, pınar, ırmak gibi sulardır. Çocuk bu suyu alınca onun mülkü olur. Çocuk, mülkünü başkasına hediye edemez. Ama evin içindeki su onun değildir. Onu getirirse, ana babası içebilir. Marketten aldığı şişe suyu onun mülkü olur. Onu kimseye hediye edemez.

Ana, baba veya veli, çocuğun malını kimseye hediye edemez. Birine hediye etmek isterse, önce bunun kıymeti kadar parayı ona hediye eder. O da, bu para ile çocuğun malını velisinden satın alır. Bu para çocuğun olur. Veli, kendi parasıyla çocuğun kullanması için aldığı şeyleri dilediğine hediye edebilir. Çocuk malını ana veya babasına verse, bunların mülkü olmaz. (S. Ebediyye)

İnsanlar, aynı bedenle dirilmeyecektir

Sual: İnsanlar, kıyamet günü yeniden diriltildiği zaman, çürüyüp, toprak olan dünyadaki bedenleri ile mi kabirden kalkacak, diriltileceklerdir?
Cevap: 
Kıyamette herkes, öldüğü zamandaki şekli, boyu ve organları ile mezardan kalkacaktır. Herkesin kuyruk sokumu kemiği değişmeyecek, başka organlar, bu kemik üzerine yeniden yaratılacak, ruhlar bu yeni bedenlerini bulup, gireceklerdir. İnsanın bedeni, organları dünyada da değişiyor. Kırk yaşındaki insanın eti, yağı, derisi, kemikleri ile, çocukluğundakiler başkadır. Fakat o kimse, hep aynı insandır. Çünkü insan, ruh demektir. Beden değişiyor ise de, ruh değişmez. İnsanın parmak izi de değişmez. Hiçbir insanın parmak izi, başkasının parmak izine benzemez. Bir insanın parmak uçlarındaki çizgilerin şekli, doğmadan önce, ruh bedene girdiği sıralarda meydana gelir. İnsan ölüp çürüyünceye kadar hiç değişmez. Beş bin yıllık mumyalarda aynen kaldıkları görülmüştür. Kimyâ-yı se'âdet kitabında deniyor ki:

“Bir insanın çeşitli yaşlarındaki bedeni başka başka olduğu gibi, aynı boy ve şekilde, fakat başka zerrelerden yapılmış bir bedenle kabirden kalkacaktır. Burası iyi anlaşılınca, insan insanı yerse, yenilen organın, hangi insan ile yaratılacağı, yiyen ile mi, yoksa yenilen ile mi birlikte yaratılacağı gibi sorulara lüzum kalmaz. Çünkü, o uzuvların kendi değil, benzerleri yaratılacaktır.”

***
Sual: Çalıntı mal olduğu zannedilen eşyaları veya hayvanları satın almanın dinimiz açısından hükmü nedir?
Cevap: 
Bir yerde, yağma edilmiş, çalınmış eşyalar ve hayvanlar satılıyorsa, çoğunun haram olduğunu bilen kimse, buradan bir şey satın almamalıdır. Eğer ihtiyacı çoksa, nereden aldın diye sormalı, helalden olduğu anlaşılanı almalıdır. Çoğunun haram olmadığı biliniyorsa, sormadan almak caiz ise de, sormak vera olur.

***
Sual: Bir kimse, kendisi, çoluk, çocuğu muhtaç iken sadaka verebilir mi?
Cevap: 
Konu ile alakalı olarak İbni Âbidînde deniyor ki:
“Kendisine ve bakması vacip olanlara lazım olandan fazla malı bulunan kimsenin sadaka vermesi müstehabtır. Bakması vacip olan kimsesi muhtaç iken, bunun sadaka vermesi günahtır. Sıkıntıya sabredemeyecek kimsenin, kendi muhtaç olduğu malı, parayı sadaka vermesi caiz değil, tahrimen mekruhtur.”

Mubahları, zaruret miktarı kullanmak

Sual: Dinimizin mubah olarak bildirdiği şeyleri, her zaman, sınırsız olarak kullanmanın bir mahzuru var mıdır?
Cevap: 
Mubahları, farzları yapabilecek kadar kullanmak zarurettir ve farzdır. İhtiyacı karşılamak için kullanmak, sünnettir. İhtiyaçtan fazla olan şeyin menfaati varsa, menfaati için kullanmak caiz olur. Menfaati ve zararı da yoksa, ziynet olur. Vakar, hürmet, sevgi hasıl etmek ve çok şükretmek niyeti ile ziynet eşyasını kullanmanın müstehab olduğu, İbni Âbidîn'de yazılıdır. Hadîka'da deniyor ki:

“Mubahlarda, şehrin âdetine uymamak şöhret olur. Bu ise, tahrimen mekruhtur. Saç, sakal boyamak böyledir.” Ziynet eşyasını kullanmak da böyledir. Gayr-i müslim memleketlerde, İslâmın vakarını, şerefini korumak ve şöhretten, fitneden sakınmak vaciptir. Zararlı olan şeye fudul, abes ve malayani denir. Bunu kullanmak tahrimen mekruh, farza mani olursa, haram, yani büyük günâh olur. Haram işlemek veya kullanmak, yalnız zaruret miktarı caiz olur.

***
Sual: Minare, okul yapmak, kitap basmak gibi şeyler de sonradan çıktığı için, bunlara da bidat denir mi?
Cevap: 
Minare, mektep, kitap gibi sonradan yapılmış olan şeyler bidat yani dinde reform değildir. Bunlar dine yardımcı şeylerdir. İslamiyet bunlara izin vermiş, hatta emretmiştir. Böyle şeylere Sünnet-i hasene denir. İslamiyetin yasak ettiği şeyleri meydana çıkarmaya Sünnet-i seyyie denir. Bidatler, yani dinde reformlar, sünnet-i seyyiedir. Sünnet-i hasene yani dine yardımcı şeylerin Eshab-ı kiramın ve tabiinin zamanlarında yapılmaması, onların bu faydalı şeylere ihtiyaçları olmadığı içindi. Onlar, cihat ederek İslâmiyeti dünyaya yayıyorlardı. Onların zamanlarında bidat sahipleri çıkmamış veya çoğalmamıştı. Kıyamete kadar sünnet-i hasene meydana çıkarmak caizdir ve sevaptır.

***
Sual: Ana, babaya hizmet ederken, öncelik sırası hangisine olmalıdır?
Cevap: 
Konu ile alakalı olarak Hazânet-ür-rivâyât kitabında deniyor ki:
“Anadan babadan birine iyilik edince öteki incinirse, babaya hürmet, saygı, itaat etmeli, anaya hizmet, yardım ve ihsan etmelidir. Babanın oğluna kızması, bağırması caizdir. Baba, çocuğuna vereceği emri, onun yapmayacağını anlarsa, onu isyan günahından korumak için, emretmemeli, bunu yaparsan iyi olur demelidir.”

Eşyalarla bereketlenmek

Sual: Peygamber efendimizin mübarek saç ve sakalıyla bereketlenmeye, yani Allah’tan başkasına saygı göstermeye şirk diyen Vehhabilerin bir gerekçeleri var mıdır?
CEVAP
Vehhabiliğin temelini atan, İngiliz casusu Hempher’in ve İbni Teymiyye’nin sapık sözlerini esas almaktan, anlayışlarını din gibi göstermekten başka gerekçeleri yoktur.

Allahü teâlâdan başkasına tazim etmek, saygı göstermek şirk değildir. Bir âyet-i kerime meali:
(Allah’ın şeairini [nişanelerini] tazim etmek, kalblerin takvasındandır.) [Hac 32]

Bunun için, Allahü teâlânın şeairini tazim etmek vacib olmuştur. Şeair, nişanlar, alametler demektir. Abdülhak-ı Dehlevi hazretleri, (Görülünce, Allahü teâlâyı hatırlatan her şey, Allahü teâlânın şeairi olur) buyuruyor. Bekara suresinin, (Safa ve Merve, Allah’ın şeairindendir) mealindeki 158. âyet-i kerimesinden anlaşılıyor ki, Allahü teâlânın şeairi, yalnız Safa ve Merve tepeleri değildir. Bunlardan başka şeair de vardır. Mekke-i mükerreme şehrinde, Mescid-i haramın yanında bulunan Safa ve Merve ismindeki iki tepecik arasında, İsmail aleyhisselamın annesi Hazret-i Hacer gidip geldiği için, bu iki tepecik, Allahü teâlânın şeairi olup, O mübarek anneyi hatırlamaya sebep olunca, bütün mahlûkların en üstünü ve Allahü teâlânın sevgilisi olan Muhammed aleyhisselamın doğduğu, büyüdüğü, ibadet ettiği, hicret ettiği, namaz kıldığı, vefat ettiği yerler, mübarek türbesi, Hazret-i Ali’nin ve diğer Eshabının yerleri de elbette Allahü teâlânın şeairi olur. (Üsul-ül-erbea fi terdid-il vehhabiyye)

Şah Veliyyullah Dehlevi hazretleri de buyuruyor ki:

Allahü teâlânın şeairini sevmek demek, Kur’an-ı kerimi, Peygamber efendimizi ve Kâbe’yi sevmek demektir. Hatta Allahü teâlâyı hatırlatan her şeyi sevmektir. Allahü teâlânın Evliyasını sevmek de böyledir.(Eltaf-ül-kuds)

Peygamber efendimizin mübarek saç ve sakalıyla bereketlenmek de, bunlar gibi caizdir. Bizzat kendisi, bunların dağıtılmasını emretmiştir.

Resulullah, Cemre-tül-akabeye geldi, taşlarını attı, sonra Mina’da konakladığı yere geldi ve kurbanını kesti. Sonra berbere, (Al!) buyurdu ve sağ yanını işaret etti, sonra sol tarafını işaret etti, sonra kesilen saçları halka vermeye başladı. Sağ yandan kesilenleri sağındakilere, sol yandan kesilenleri de Ümmü Süleym’e verdi. (Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud)

Uzun zaman Resulullah efendimize hizmetle şereflenen Enes bin Malik hazretleri, kendisiyle beraber bir sakal-ı şerifin defnolunmasını vasiyet etti. Allahü teâlânın huzuruna sakal-ı şerifle birlikte çıkmak istedi.(Buhari)

Resulullahın faziletlerinden birisi de şudur ki, Halid bin Velid, başında, sarığı arasında bir sakal-ı şerif taşırdı. Bunu taşıdığı her savaşta zafer kazanırdı. O, mübarek bir kılı sebebiyle muradına kavuşuyor da, Resulullah efendimizin mübarek zat-ı şerifini vesile ederek Allahü teâlâdan dilekte bulunanlar kavuşmaz olur mu? (Kadi İyad - Şifa-i şerif)

Resulullah efendimiz çarşıya çıkıp, bir entari satın aldı. Giderken bir a’manın [kör] oturmuş, (Allah rızası için, bana bir gömlek verin, cennet elbiselerine kavuşun) dediğini duyup, aldığı entariyi buna verdi. A’ma, entariyi eline alınca, misk gibi güzel koku duydu. Bunun, Resulullahın mübarek elinden geldiğini anladı; çünkü Resulullahın bir kere giydiği her şey, eskiyip dağılsa bile, parçaları da misk gibi güzel kokardı. A’ma, (Ya Rabbi, bu gömlek hürmetine, gözlerimi aç) diye dua etti. İki gözü hemen açıldı. (Zad-ül-mukvin)

Hazret-i Ebu Cuhayfa diyor ki:

Resulullah efendimiz, öğle sıcağında çıkıp abdest aldı. Oradakiler kalkıp, Onun ellerini tutup, yüzlerine sürdüler. Bir de ben, onun mübarek ellerini tutup yüzümün üstüne koydum. O sıcakta mübarek elleri, kardan daha soğuktu ve miskten daha güzel kokuyordu. (Buhari)

(Ellerini tutup yüzlerine sürdüler) ifadesi, faziletli ve salih kimselere dokunarak bereketlenmenin meşru olduğunu gösteriyor.

Hazret-i Âişe validemiz buyuruyor ki:

(Resulullah bir yarası olan kimseyi tedavi ederken, işaret parmağını yere sürüp ve kaldırarak, “Bismillahi türbetü erdina biriki ba’dina liyüşfa bihi sekimüna bi-izni Rabbina” derdi.)[Müslim]

İmam-ı Nevevi’nin bildirdiğine göre, hadis-i şerifin manası şöyledir: İşaret parmağını mübarek ağız suyuyla ıslatıp, sonra toprağın yapışması için yere koyar, sonra illetli ve yara olan yere sürer ve bu elini sürerken, Allahü teâlânın ism-i şerifiyle bereketlenmek için bu duayı okurdu.

Hadis-i şerif kitaplarında, Eshab-ı kiramın, Peygamber efendimizin eşya ve eserleriyle, sakalı, teri, gözyaşı ve ağız suyuyla bereketlendiklerine dair böyle misaller çoktur. Vehhabilerin bunlara şirk demesinin hiç önemi yoktur.