BREAKING NEWS
Yaşam

728x90

header-ad

468x60

header-ad

Son yazılarımız

Büyük günahları hafife almak

Büyük günahları hafife almak

Sual: Hakikat Kitabevi’nin kitaplarına güvendiği söylenen biri, (Şortla dolaşmak, sofrada yabancı kadın bulunması, içki sofrasında oturmak, çalgı çalmak ve dinlemek, haram değil, küçük günahtır. Çalgıya, helâl diyen âlimler de vardır) diyor. (Çalgılar helâldir) dese, doğru kitapları okuyan Müslümanları kandıramaz. Ama (Helâl diyen âlimler de var) demesindeki maksat, zihinleri bulandırmak değil mi? Söylenilen şeyler büyük günah değil midir?

CEVAP  
Hepsi de büyük günahtır. O kitaplara güvendiğini söylemek yanlış olur. Çünkü güvense, o kitaplara aykırı şeyler söylemez. Hakikat Kitabevi’nin kitaplarını örnek gösterip, bu iddiaları teker teker açıklayalım:

Şortla dolaşmak: 
Avret mahallini başkasına göstermek haramdır. Erkeğin göbekle diz arası, kadının saçı, kolu, bacağı avrettir. (Cennet Yolu İlmihali)

Hanefî’de dizle göbek arası avret olup, açmak büyük günahtır. (Faideli Bilgiler)

Sofrada yabancı kadın bulunması: 
Sofrada çalgı, yabancı kadın, içki, kumar ve başka haram şeyler bulundurmak haramdır. (Ey Oğul İlmihâli)

İçki sofrasında oturmak:
Bir kişi, kendi içmese de, içki içilen sofraya zaruretsiz oturması haramdır.
(Muhit) kitabında (Oyun oynanan, çalgı çalınan, gıybet edilen, içki içilen davete gidilmez) deniyor. (S. Ebediyye)
Bir hadis-i şerif:
(Allah’a ve Âhirete inanan içki içmesin, içki içilen sofraya da oturmasın!) [Taberânî]

Çalgı çalmak ve dinlemek: 
Müzik, çalgı aletleri kullanmak haramdır. (Cennet Yolu İlmihâli)
İbni Âbidin hazretleri, (Eğlence için ve para kazanmak için başkalarına şarkı söylemek, sözbirliği ile haramdır. Çalgı çalarak dans etmek büyük günahtır) buyuruyor. Çalgı çalmanın haram olduğu, icma ile, sözbirliği ile bildirildi. (S. Ebediyye)

Müziğin bütün dinlerde büyük günah olduğu, Dürr-ül-münteka’da yazılıdır. İncil’in yasak ettiği müziği, sonradan papazların Hristiyan dinine soktukları Mevahib-i ledünniyye şerhi, beşinci cildinde uzun yazılıdır. (S. Ebediyye)

Âişe validemiz, bir evde şarkı söyleyen birini görünce ona, (Yazıklar olsun sana, bu şeytandır, bunu çıkarın dışarı!) dedi ve onu çıkardılar. (Buhârî)

Çalgı çalarak veya oyun arasında Kur’an okuyan kâfir olur. (Tergib-üs-salât, Cevahir-ül-fıkh - S. Ebediyye)

Her çeşit çalgı dinlemek haramdır. 
(Fetava-i Bezzaziyye, Hadika, Ahlak-ı alaiyye - S. Ebediyye)
Çalgı çalmanın haram olduğu, icma ile bildirildi. (Makamat-ı Mazheriyye - S. Ebediyye)
Çalgı ve kadın sesi, sima değil gınadır, haramdır. (Dürr-ül-mearif - S. Ebediyye)

Lokman sûresi altıncı âyetinde, (Lehv-el-hadis) teganni ile okumayı yasak etmek için indi. Abdullah ibni Abbas’ın, radıyallahü anhüma, talebesinden olan İmam-ı Mücahid, Tâbiîn’in büyüklerindendir. Bu âyet-i kerimenin, teganniyi yasak ettiğini bildirdi. Medarik tefsirinde, [ve büyük âlim Senaullah-i Pani Puti hazretlerinin on cild olan Tefsir-i Mazharî’sinde], (Lehv-el-hadis) musiki demektir diyor. Abdullah ibni Abbas ve Abdullah ibni Mesud, radıyallahü anhüm, bu âyet-i kerimenin, teganniyi yasak ettiğine yemin etmiştir. İmam-ı Mücahid, Furkan sûresi, yetmiş ikinci âyetinin meal-i şerifinin, (Günahları af ve magfiret edilecek olanlardan biri, teganni, şarkı okunan yerlerde bulunmayanlardır) olduğunu bildirdi. (Mektubat Tercümesi m. 266)

Sirac'da, (Bütün eğlence ve oyunlar haramdır) deniyor. İbni Mes'ud hazretleri, (Nasıl su, otu bitirirse, gına yani müzik de kalbde nifakı bitirir) buyuruyor. Bezzaziye'de, (Bütün çalgıların sesini dinlemek haramdır. Çünkü Resulullah efendimiz, (Çalgıları dinlemek günah, başında oturmak fısk, ondan zevk almak ise küfürdür) buyuruyor. Buradaki küfür, küfran-ı nimettir. Zira uzuvları yaratıldığı şeylerin dışında kullanmak küfran-ı nimettir. Çalgıları dinlemekten kaçınmak farzdır. (Dürr-ül-muhtar)

İbni Âbidin hazretleri de buyuruyor ki: Bezzaziyye kitabının sahibi, Kurtubî’den, (Çalgının ve raksın haram olduğu hususunda müctehid imamların icma’ı vardır) sözünü nakledip, (Şeyhülislam Kirmani’nin, “Raksı helâl gören kâfir olur” fetvasını gördüm) demiştir. Her çalgı haramdır. (Redd-ül-muhtar)

İbni Abbas hazretleri, (Çalgı haramdır) dedi. (Beyhekî)

Çalgı, Kitap ve Sünnet ile yasaklanmıştır. (Tefsir-i Kurtubî)

Çalgıya helâl diyen hiçbir âlim yoktur. Çünkü hiçbir âlim, hadis-i şeriflere ve müctehid âlimlerin sözbirliğine aykırı olarak çalgının caiz olduğunu söylemez. Birkaç hadis-i şerif:

(Rabbim, içkiyi, kumarı, çalgıyı haram kıldı.) [İ. Ahmed]
(Ümmetimin helakine sebep olan beş şeyden biri çalgılardır.) [Deylemî, Hâkim]
(Ben, çalgıları, putları yok etmek için de gönderildim.) [İ. Ahmed, Ebu Nuaym, İbni Neccar]
(Bir zaman gelecek, çalgıyı helâl sayanlar çıkacaktır.) [Buhârî]
   
Son hadis-i şerif, çalgıya helâl diyen zındıkların türeyeceğini açıkça bildirmektedir.

Zındık: Müslüman görünerek, dinimizi içten yıkmaya çalışan bir çeşit münafıktır.

Kola içmek haram mı?

Kola içmek haram mı?
Sual: (Falanca marka kolanın geliri, İslam düşmanı gayrimüslim bir ülkeye gittiği için o kolaya haram fetvası verdik) deniyor. Gayrimüslimlerin hepsi İslamiyet’in düşmanıdır. O zaman hiçbir gayrimüslimin malını almamak mı gerekiyor?

CEVAP
Fetva dedikleri görüş, birkaç yönden yanlıştır:

1- O fetva değil bir görüştür. Şahsi düşüncedir. Günümüzde fetva verecek ehil kimseler yoktur. Sadece verilmiş fetvaları nakledenler vardır. İbni Abidin, dördüncü cilt, üç yüz birinci sahifede, kadılık bahsinde buyuruyor ki:

Fâsık müftünün verdiği fetvalara güvenilmez, çünkü fetva vermek, din işlerindendir. Din işlerinde fâsıkın sözü kabul edilmez. Diğer üç mezhepte de böyledir. Böyle müftülere bir şey sormak caiz değildir. Müftünün Müslüman olması ve akıllı olması da, sözbirliği ile şarttır. Müftü, imam-ı a’zam Ebu Hanife’nin sözüne uygun olarak fetva verir. Aradığını onun sözlerinde açıkça bulamazsa, İmam-ı Ebu Yusuf’un sözünü alır. Onun sözlerinde bulamazsa, İmam-ı Muhammed Şeybani’nin sözünü alır. Ondan sonra İmam-ı Züfer’in, daha sonra Hasan bin Ziyad’ın sözünü alır. Müctehid-i fil-mezhep âlimlerinden Eshab-ı tercih olan müftüler, ictihadlar arasında delilleri kuvvetli olanları seçerler. Müctehid olmayanlar, bunların tercih etmiş oldukları söze uyar. Böyle yapmayan müftülerin sözü kabul edilmez. Demek ki, tercih ehlinin seçmemiş olduğu şeylerde, İmam-ı a'zamın sözünü almak lazımdır. Müftünün müctehid-i fil-mezhep olması lazımdır. Böyle olmayana müftü denilemez, nâkıl, fetvayı iletici denir. Nâkıller fetvaları, meşhur fıkıh kitaplarından alır. (S. Ebediyye)  

Behcet-ül-fetâvâ gibi kıymetli kitaplar bile, fetva kitapları değil, fetvaları nakleden, ulaştıran kitaplardır. Bunları yazanlar müftü değil, birer nâkıl ve toplayıcıdır. Fetva verenin, yani müftünün müctehid olması lâzımdır. Bir kimse fetva verdim diyorsa, müctehid olduğunu iddia ediyor demektir. Yusuf Nebhani hazretleri, (Bugün müctehidlik taslayanın, aklı veya dini noksandır) buyurmuştur. Aklı veya dini noksan olanın da fetva dediği görüşüne itibar edilmez.

2- Gayrimüslim demek müslüman olmayan demektir. Bunlar elbette İslâmiyet'e düşman olur. Bunlarla alış veriş yapılmaz mı? Peygamber efendimiz ve Eshab-ı kiram, her çeşit alış veriş yapmışlardır.

3- Esas İslâmiyet'e düşman olan mürtetlerdir. Din düşmanı yerli mürtetlerle alış verişi normal görüp de Ehl-i kitap olan gayrimüslimlerle alış verişi caiz görmemek çok yanlıştır. Müslüman şirketlerin mallarını yeşil sermayeye paramız gitmesin diye almayan mürtetleri, gayrimüslimden hafif görmek çok tuhaftır. Bu yanlış görüşe fetva demek de, daha tuhaftır.

Hayâl kurmanın vebali

Sual: Çok hayâlperest bir arkadaş, hayâlinde sanki bir Süpermen olup, hükümetler kurup, yıkıyormuş. Kerametler, harikalar gösterip, zâlimleri, kötüleri cezalandırıyor veya yok ediyormuş, böylece dünyayı yaşanır bir hâle getiriyormuş. Böyle düşünmenin vebali var mıdır?
CEVAP
Burada niyetin önemi büyüktür. Mesela, (Allahü teâlâ, her şeye gücü yeterken, zâlimleri niye yok etmiyor? Kötülüklere niye izin veriyor? Herkes melek gibi günahsız olsaydı, şunlar şöyle yaratılsaydı, iyi olurdu) anlamında hayâl kuruyorsa, o zaman kaderi beğenmemiş olur. Allahü teâlânın murat ettiğini, Onun kurduğu nizamı beğenmemek caiz olmaz. Dileseydi herkes iman ederdi, kötülük eden kimse yaratmazdı. Onun işine karışmak, (Şöyle olsaydı daha iyi olurdu) demek çok yanlış olur. Ama böyle şey düşünmeden, (Şu kötülere bir bela gelse de yok olsa) gibi şeyler hayâl edilirse caiz olur.   

En uygunu böyle hayâl kurmaktan uzak kalmaya çalışmalı, (Ya Rabbî, senin yarattıklarında çok hikmet vardır) demeli, vazifemiz olmayan işe karışmamalı, dünyayı düzeltmek için hayâl kurmamalı. Peygamber efendimiz de, bu mealde, (Dünya, geçilecek bir köprü gibidir. Bu köprünün tamiriyle uğraşmayın, hemen geçip gidin!) buyuruyor. (S. Ebediyye) 

Dünyayı tamir işleriyle uğraşacak çok kişi vardır. Müslüman olarak biz âhiretimizi kurtarmaya çalışalım.

Bir sözle olur


Sual: Dinden habersiz biri, (Bir sözle insan kâfir olmaz, bir sözle kadın boş olmaz) dedi. Bu yanlış değil mi?
CEVAP
Evet yanlıştır. Birçok şey bir söze bağlıdır. Birkaç örnek verelim: 

1- Bir kelime-i şehadet getirmekle, kâfir Müslüman olur.

2- (Allah yok) diyen Müslüman, kâfir olur.   

3- Elin kızı, bir sözle yani nikâhla hanımı olduğu gibi, yine bir sözle de, yani (Boşadım) demekle de, hanımı yabancı olur.   

4- Adakta hiç niyet etmese de, ağzından çıksa da, Mesela (Allah için, bir gün oruç tutmayı adıyorum) diyeceği yerde, (bir ay) diye ağzından çıksa, bir ay oruç tutması gerekir. Söz geçerli, niyet geçersizdir. (Dürer)  

5- Bir sözle çok şey olur. İnsan bir sözle vezir, bir sözle rezil olur. Öldürülsün denir, öldürülür. Yunus Emre onun için, (Söz ola, kese savaşı / Söz ola, kestire başı) demiştir.
  

Bid’at nedir, ne değildir

Sual: Bid’at nedir?
CEVAP
Bid'at, sonradan çıkarılan şey demektir. Bunlar ya âdette olur veya ibadette olur.

Âdette bid'at, sevap beklenilmeden, dünya menfaati için yapılan şeylerdir. Âdette bid'at, bir ibadeti bozmazsa veya dinin yasak ettiği bir şey değilse günah olmaz. Âdette olan bid'at, ceket, pardesü giymek, çay ve kahve içmek gibi dinin yasak etmediği bir şey ise, günah değildir. Peygamber efendimizin papaz ayakkabısı ve Rum cübbesi giydiği hadis-i şerifle bildirildi. (Tirmizi)

Fen ve fen bilgileri dinde bid'at değildir. Fenni buluşlara sahip çıkmak, dinimizin emridir. (İlim Çin’de de olsa alın! Fen ve sanat, müminin kaybettiği malıdır. Nerede bulursa alsın) hadis-i şerifleri, kâfirlere uymayı değil, fenni onlarda bile olsa, arayıp bulmayı emrediyor.(Mevduat-ül-ulum)

İbadette bid'at, Resulullahın ve dört halife zamanında bulunmayıp da, dinimizde, sonradan meydana çıkarılan, uydurulan inanışlara, sözlere, işlere, şekillere ve âdetlere denir. İbadetlere bid'at karıştırmak büyük günahtır. Bid’ati sünnet diye işlemek haramdır. Bunların hepsini din diye, ibadet diye uydurmak veya dinin önem verdiği şeyleri dinden ayrıdır, din buna karışmaz demek bid'attir. Bid'atlerin bazıları küfür, bazıları büyük günahtır. Hadis-i şerifte, (Her bid'at sapıklıktır)buyuruldu. (Müslim)

Bid’at çıkaran, dinde noksanlık görüp bazı hükümleri değiştirmeye, yeni hükümler koymaya çalışır. Sahih hadisleri uydurma zanneder, İslam âlimlerini beğenmez. Bid’at ehli kibirlidir.

İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki:
Kibrin diğer günahlardan daha büyük olmasının sebebi şudur: Büyüklük ancak Allahü teâlâya mahsus iken, kulun kibirlenmesi, bir kölenin hükümdarın tacını başına geçirerek onun tahtında oturup hükmetmesine benzer. Hükümdarın bir emrini yapmayarak suç işlemekle, hükümdarlığına sahip çıkmak, onun tahtına oturup emirler vermek arasında elbette büyük fark vardır. İşte kibirlenmek, Allah’ın emrini yapmamak gibi bir suç değil, bizzat ilah olmak gibi büyük suç oluyor.

Bid’atin de hırsızlık, katillik, fahişelik, içki içmek gibi haramlardan daha büyük olmasının sebebi budur. Günah işleyen kimse, Allah’ın emrine isyan etmiş olur, büyük günah işler. Fakat bid’at çıkaran kimse, Allah’ın, Resulünün ve Resulullahın vârisleri olan âlimlerin bildirdiği hükümleri beğenmeyip yeni hükümler koymaya, bizzat dinin sahibi olmaya çalışıyor. Yani Allah adına, Resulü adına hareket ediyor, hatta onları beğenmeyip kendi görüşünü din gibi ortaya koymaya çalışıyor. Bu bakımdan bid’at ehli, hırsızdan, eşkıyadan, katilden daha büyük günah işliyor. İşte bunun gibi sebeplerden dolayı Peygamber efendimiz, (Ben onlardan değilim, onlar da benden değildir. Onlara karşı cihad, kâfirlerle cihad gibi önemlidir) buyuruyor. (Deylemi)

İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:
(Bid’at ehli, yapacağı değişikliklerle, dini düzelteceklerini, olgunlaştıracaklarını zannederek bid'at çıkarıyor, bid'atlerin zulmetleri ile sünnetin nurunu örtmeye çalışıyorlar. Bunlar, dinin noksanlıklarını tamamladıklarını iddia ediyorlar. Bilmiyorlar ki din noksan değil, kâmildir. Dini noksan sanıp, tamamlamaya [çağa uydurmaya, çeşitli bid’atler çıkarmaya] çalışmak, Maide suresinin, (Bugün sizin için dininizi ikmâl eyledim. Üzerinize olan nimetimi tamamladım ve size din olarak İslamiyet’i vermekle razı oldum) mealindeki 3. âyetine inanmamak olur. (m.260)

Her bid’at sapıklıktır


Sual: Niye faydalı olan bid’atlere itiraz edilir ki?
CEVAP
Faydalı bid’at olmaz. Hâşâ o zaman Allahü teâlâ dini eksik göndermiş olur. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Okul, kitap gibi dinin izin verdiği faydalı şeylere bid'at dememeli, Sünnet-i hasene, yani iyi iş demeli. Bid'atler, faydalı görünseler de, hepsinden kaçınmak gerekir. Hiçbir bid'atte fayda yoktur. Bugün kalbler karardığından, bazı bid'atler güzel görünse de, kıyamette hepsinin zararlı olduğu anlaşılacaktır.

Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Din adına uydurulan her şey bid’attir, her bid’at sapıklıktır; her sapıklık da Cehenneme götürür.) [Buhari, Müslim, İbni Mace, Nesai]

Kur'an-ı kerimde mealen, (Hoşlanmadığınız şey sizin iyiliğinize; sevdiğiniz şey de, kötülüğünüze olabilir. Siz bilmezsiniz, Allah bilir.) [Bekara 216] buyuruldu.

Peygamber efendimiz, Eshab-ı kiram ve şimdiye kadar gelen İslam âlimleri, namazı nasıl kılmışlar, ibadetleri nasıl yapmışlarsa, aynen öyle yapmak gerekir. Eklemek ve çıkarmak, dini değiştirmek olur. İbadetlere bid'at sokmakla daha güzel ibadet edilmiş olmaz.(İbadetleri bizim gibi yapmayanlar, bizden değildir) hadis-i şerifini düşünerek, ibadetlere ilave ve çıkarma yaparak dini değiştirmekten çok sakınmalıdır!

Bid’at insan elinin değmesidir

Sual: Bid’at, ilahi hükümler topluluğu olan dinimize insan elinin değmesi diye tarif ediliyor. Peygamberimiz de insan, müctehidler de insandır. Peygamberimiz, farklı hükümler bildirmiştir. Müctehidlerin de, birbirinden farklı hükümleri vardır. Biri bir husus için farz derken, öteki sünnet diyebiliyor. O zaman bu insan eli değmesini nasıl açıklayabiliriz?
CEVAP
Resulullah efendimiz, Allahü teâlânın kulu, elçisi, halifesi ve vekilidir. Vekil, kendisine verilen yetki bakımından asıl gibidir. Yani aslın verdiği konularda yetki sahibidir. Mesela, canları Allahü teâlâ alır. Bunu vekili vasıtasıyla yapar. Bir ayet-i kerime meali:
(Sizin canınızı almaya vekil kılınan ölüm meleği, canınızı alacak; sonra döndürülüp Rabbinize götürüleceksiniz.) [Secde 11]

Halife ve vekil, yaklaşık aynı anlamdadır. Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(Ey Davud, biz seni yeryüzünde halife yaptık.) [Sad 26]

(Sizi yeryüzünde halifeler yapan Odur. İnkâr edenin zararı kendinedir.) [Fatır 39]

Bu konudaki hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
(Âdil sultan Allah’ın yeryüzündeki halifesidir.) [Beyheki]

(Neslimden gelecek olan Mehdi, Allah’ın halifesidir.) [Deylemi, Hâkim]

(Emr-i maruf ve nehy-i münker yapan Allah’ın ve Resulünün halifesidir.) [Deylemi]

(Sünnetimi ihya edip yayan halifemdir.) [İ.Asakir]

(Sultan, yeryüzünde zıllullahtır.) [Taberani]
Zıllullah, Allahın gölgesi demek değildir, Allahü teâlânın emirlerini tatbik etme yetkisine sahip halife, vekil demektir.

Allahü teâlâ, hüküm koyması için Resulüne yetki vermiştir. Artık Resulünün koyduğu hükümler, beşeri kanunlar değil, ilahi hükümler olur. Müctehid âlimler de, Resulullahın vekilleridir. Onlara ictihad etme yetkisi verilmiştir. Bu farklı ictihadların rahmeti ilahi olduğu da açıklanmıştır. Bu bakımdan, Resulullahın hükümleri gibi, müctehidlerin her biri rahmet olan farklı ictihadları, ilahi hükümlere zıt kabul edilmez; çünkü ahirette Allahü teâlâ, insanları onların bildirdiği hükümlerle hesaba çekecektir. Şafii mezhebindekine, (Deniz haşaratını niye yedin), Hanefi mezhebindekine de, (Karşı cinse dokunduğun halde niye abdest almadın) diye sormayacaktır. Böyle olunca, onların koyduğu hükümler beşeri olmaktan çıkmakta, Allahü teâlânın emrine uygun gelmektedir.

Göz zinası aslında ne demektir?

Göz zinası aslında ne demektir?
Sual: Zina, gayrimeşru ilişki demek değil midir? Göz zinası da deniyor. Gözle ilişki olur mu?
CEVAP
Zina, haram olan ilişki demekse de, harama bakmak da gözle işlenen haram oluyor. Bu harama göz zinası deniyor. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:

(Gözlerin zinası harama bakmak, kulakların zinası müstehcen söz dinlemek, dilin zinası fuhuş konuşmak, ellerin zinası namahremi tutmak, ayakların zinası günah olan yerlere gitmektir.) [Buhari]

Demek ki her uzvun bir zinası oluyor. Burnun da zinası olur. Bir hadis-i şerif meali:

(Koku sürünüp dışarı çıkan ve kokusunu duyurmak için bir topluluğun yanından geçen kadına ve ona bakana [onu koklayana] zina günahı yazılır.) [Nesai]

Buradaki de burnun işlediği koklama zinası oluyor. Bir de, kadına bakmışsa, göz zinası da oluyor. Öperse dudak zinası işlemiş oluyor. Şehvetle veya lüzumsuz konuşursa dil zinası olur. Dokunursa veya zaruretsiz tokalaşırsa el zinası olur. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:

(Kişinin başına demir bir şişin saplanması, yabancı kadına dokunmasından daha hafif kalır.) [Taberani, Beyheki]

O halde zinanın her çeşidinden uzak durmalıdır. Kur’an-ı kerimde, (Zinaya yaklaşmayın) buyuruluyor. Bu, zinaya götürecek bütün işlerden uzak durun demektir.

Dört mezhep

Sual: İslam Ahlakı ve Faideli Bilgiler kitabında, (Benim mezhebim doğrudur, yanlış olma ihtimali de vardır ve diğer üç mezhep yanlıştır, doğru olma ihtimali de vardır) deniliyor. Bu ne demektir?
CEVAP
Aşağıda açıklandığı gibi, dört hak mezhepten birine uyan kimse, (Benim mezhebim doğrudur) demezse, zaten o mezhebe uyması uygun olmaz, fakat buradaki yanlış ifadesi, bâtıl, geçersiz demek değildir. Mezhebimizin hükümlerinden farklı bir ictihad demektir. İctihadın yanlış olduğu zaten bilinemez. Yani ictihad, başka bir ictihadla geçersiz hâle getirilemez.

Müctehid, bir işin nasıl yapılacağını anlamaya çalışırken yanılırsa, günah olmaz, sevab olur. Uğraşmasının sevabını kazanır, çünkü insana gücü, kuvveti yettiği kadar çalışması emrolundu. Müctehid yanılırsa, çalışması için bir sevab verilir. Doğruyu bulursa, on sevab verilir. Eshab-ı kiramın hepsi büyük âlim, yani müctehid idiler. Bunlardan sonra gelenler arasında, ilk zamanlar ictihad yapabilecek büyük âlim çoktu. Bunların her birine nice kimseler uyardı. Zamanla, bunların çoğu unutularak, Ehl-i sünnet içinde, yalnız bu dört mezhep kaldı. Sonraları, olur olmaz kimselerin çıkıp da, müctehidim diyerek, bozuk fırkalar çıkarmamaları için, Ehl-i sünnet, bu dört mezhepten başka mezhebe uymadı. Bu dört mezhepten her birine, Ehl-i sünnetten milyonlarca kimse uydu. Dört mezhebin itikadı bir olduğundan, birbirine yanlış demez, bid’at sahibi, sapık bilmezler. Doğru yolun, bu dört mezhepte olduğunu ve her biri kendi mezhebinin doğru olmak ihtimalinin daha çok olduğunu bilir. İctihad ile anlaşılan işlerde, İslamiyet’in açık emri bulunmadığı için, bir kimsenin mezhebi yanlış olup da, diğer üç mezhepten birisinin doğru olma ihtimali varsa da, herkes (Benim mezhebim doğrudur, yanlış olma ihtimali de vardır ve diğer üç mezhep yanlıştır, doğru olma ihtimali de vardır) demelidir. (F. Bilgiler)

Diğer üç mezhep de hak olduğu için, bir ihtiyaç olunca, o konudaki diğer mezhebin hükmünü taklit etmek caiz olur. (Mizan-ül Kübra)

Şarabın damlası

Sual: Namaz kılabilmek için, kaba necasetin ne kadarını yıkamak farzdır?
CEVAP
Deride, elbisede, namaz kılınan yerde, dirhem miktarı [4.8 gram] katı necaset bulunursa, tahrimen mekruh olur ve yıkamak vacib olur. Sıvı necasetlerde ise bu miktar, açık el ayasındaki suyun genişliği kadar yüzeydir. Sıvı necaset bundan fazlaysa ve katı necaset de dirhemden çoksa, yıkamak farz olur. Şarabın ise, damlasını da yıkamak farzdır.

İstişare, istihareden üstündür

İstişare, istihareden üstündür


Sual: İstişare edecek salih, güvenilir kimsesi olanın, istişareyi bırakıp istihare yapması uygun mu?
CEVAP
Bir işin, hakkımızda hayırlı olup olmadığını anlamak için rüyaya yatmaya istihare denir. Bir işi ehline sormaya da istişare denir. İstişare sünnettir; hatta Resulullaha farzdı. Hâlbuki elbette vahiyle öğrenebilirdi. Cebrail aleyhisselamdan Allahü teâlânın muradını sorup öğrenebilirdi veya bizzat kendisi devamlı istihare yapabilirdi; ama Allahü teâlâ istişare yapmasını emretti. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:

(Bir iş yapacağın zaman arkadaşlarınla istişare et!) [Al-i İmran 159]

İyi kimseler övülürken de, (İstişare ederek iş yaparlar) buyuruluyor. (Şura 38)

İnsan, malını, güvendiği kimseye bıraktığı gibi, doğru söyleyeceğine emin olduğu kimseyle istişare eder, danışır. Meşveret [danışmak], insanı pişman olmaktan koruyan bir kale gibidir. Meşveret olunacak kimsenin, insanların halini, zamanın ve memleketin şartlarını bilmesi lazımdır. Buna, siyaset bilgisi denir. Bundan başka, aklı, fikri kuvvetli, ileriyi gören, hatta sıhhati yerinde olması gerekir.

Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:

(Salih olan âlimlerle istişare edin!) [Taberani]

(İstişare, pişmanlığa karşı kaledir.) [İ. Maverdi]

(İstişare eden, pişman olmaz.) [Taberani]

(Yapacağı işi ehliyle istişare edene, o işin en güzeli nasip olur.) [Taberani]

(Akıllıya danışıp onu dinleyen doğruyu bulur, dinlemeyen pişman olur.) [İ. Maverdi]

(Tedbirli kimse, işinin ehli olana danışıp, ona göre hareket eder.) [Ebu Davud]

Hazret-i Âdem, (İşlerinizi istişareyle yapın. Eğer ben, yasak meyve konusunda meleklerle istişare etseydim, musibete maruz kalmazdım) buyuruyor. Hazret-i Ömer de, (Allah’tan korkanlarla istişare edin) buyurmuştur.

Demek ki, işin ehli olanla istişare, istihareden üstündür, yani istişare şartları varken istihare yapılmaz. Ancak, danışacak salih, güvenilir bir zatı tanımayan, istihare yapmalıdır.

***

Kabrin derinliği

Sual: Kadınların kabrini, erkeklerin kabrinden, daha derin kazmak gerekir mi?
CEVAP
Hayır. Genelde, kadın için olsun, erkek için olsun, kabri derin kazmak iyidir. Derinliğinin, insanın göğsüne kadar, hatta insan boyu kadar olması iyidir. (Cami-ul-fetava)

***

Yatalak anneye hizmet

Sual: Annesi yatalak hasta olan erkek kimsenin, annesinin altını temizlemesinde mahzur var mıdır?
CEVAP
Böyle hizmetleri bir kadına yaptırmalıdır. İmkân olmazsa, mecburen oğlu da yapar.

Salih amelin kıymeti

Salih amelin kıymeti
Sual: İmam-ı Rabbani hazretleri, (Bid’at ehlinin yaptığı ibadetler, çöpçülerin işlerine benzer. Çöpçüler herkesten daha çok çalışır, çok yorulur, ücretleri de herkesten aşağıdır. İslamiyet'e doğru uyanlar, mücevherci gibidir. Bunların işi az, kazançları pek çoktur. Bazen bir saatlik çalışmaları, yüz binlerce senenin kazancını hâsıl eder. Bunun sebebi, İslamiyet'e uygun amel ettikleri içindir. Hak teâlâ bunu çok beğenir) diyor. Burada çöpçülere hakaret edilmiyor mu? Bir de, çalışmadan çok para kazanmak, insanları tembelliğe sürüklemez mi?
CEVAP
Verilen bu örneğin çöpçüyü kötülemek veya sarrafı övmekle alakası yoktur. İmanı ve ameli düzgün olanların çok sevab alacağı, düzgün olmayanlarınsa, ellerine çok az şey geçeceği bildiriliyor. Kolay anlaşılması için böyle bir örnek gösteriliyor. Kuyumcu az çalışır, çok kazanır; çöpçü çok çalışır, az kazanır, o hâlde yapılan iş doğru olmalı, deniyor. Çalışırken yorulma denmiyor. Bu durum, şu hadis-i şerifte çok güzel anlatılıyor:

(Yemin ederim ki, bir kimse, Uhud Dağı kadar altın sadaka verse, Eshabımdan birinin, bir avuç kadar arpa sadakasının sevabına kavuşamaz.) [Buhârî]

Burada Eshab-ı kiram övülürken diğer insanlar kötülenmiş olmuyor. Eshab-ı kiramın kıymeti, büyüklüğü bildiriliyor.   

İslamiyet’e uygun yapılan ibadete, zikre, hayır hasenata nefis, şeytan karışamaz, yani bunları bozamaz, istediklerini elde edemezler. İslamiyet’e uygun yapılmayan her şeye ise, şeytan da karışır, nefis de karışır. Ona gece gündüz ibadet ettirirler, zikir çektirirler, ağlatırlar, sızlatırlar; hatta hapislere attırırlar, canını dahi verdirirler. O hep bunları, makbul diye yapar, sonunda eline bir şey geçmediği gibi, (Vay ben ne yapmışım) diye kahrolur.   

Namazda çocuğa vurmak

Sual: Çocuklarla namaz kılarken, namazı bozacak hareketlerde bulunuyorlar. Bir elimle veya ayağımla vurup (Yapmayın) mânâsında ikazda bulunmam namazımı bozar mı?
CEVAP  
Evet, bozar. Çünkü namazda iken birine vurmak, ya şakalaşmak içindir veya düşmanlık içindir yahut da terbiye içindir. Bunun üçü de namazı bozar. (Halebî-yi sagir)

Günah unutkanlığa sebep olur 

Sual: Zamane hocalarından biri, (Gıybet, dedikodu hafızayı kuvvetlendirir, unutkanlığı önler) dedi. Bu yanlış değil mi? 
CEVAP  
Elbette yanlıştır. Hangi günah olursa olsun, hafızayı köreltir, unutkanlığa sebep olur. Çünkü İslam âlimleri, (İsyanı çok olanın, nisyanı çok olur) buyuruyor. Yani (Çok günah işleyen, çok unutur) demektir. Onun için dedikodu gibi her günahtan uzak durmaya çalışmalıdır.  

İbadetin faydası kime?

İbadetin faydası kime?
Sual: İman etmenin, örtünmenin, namaz, oruç, zekât, hac gibi ibadetlerin Allah’a ne faydası var da emretti? İçki, kumar, faiz, zina, yalan, hırsızlık gibi günahların, Allah’a ne zararı var da yasakladı?  
CEVAP
Kendisine fayda ve zararı olduğu için değil, bize fayda ve zararı olduğu için emir ve yasaklar koydu. Emir ve yasak koymakla, kullarını şereflendirdi. (Mektubat-ı Rabbani) 

Hadis-i kudside buyuruluyor ki:
(Öncekileriniz, sonrakileriniz; küçükleriniz, büyükleriniz; dirileriniz, ölüleriniz; insan ve cinleriniz; en mütteki, itaatli birer kulum olsanız, büyüklüğüm artmaz. Aksine hepiniz, bana karşı duran, Peygamberlerimi aşağılayan birer düşmanım olsanız, ilahlığımdan bir şey eksilmez. Allahü teâlâ, sizden ganidir, Ona hiçbiriniz lazım değildir. Siz ise, var olmanız ve varlıkta kalabilmeniz için her şeyinizle, hep Ona muhtaçsınız.) [Müslim]

Birkaç âyet-i kerime meali:

(Salih amelin, ibadetin faydası, bunu yapanadır.) [Fussilet 46]

(Kim, [ibadet edip günahlardan] temizlenirse, faydası kendinedir.)[Fatır 18]

(Herkes, kendisi için cihad eder, faydası kendinedir.) [Ankebut 6]

(Rabbiniz size idrak kabiliyeti verdi. Hakkı görenin faydası kendine, kör olanın zararı kendinedir.) [Enam 104] (Burada kör olmak, İslamiyet’in bildirdiği gerçekleri görmeyip kâfir olmak demektir.)

(Zerre kadar iyilik ve kötülük eden karşılığını görecektir.) [Zilzal 7, 8]

(Kimse kimsenin günahının cezasını çekmez.) [İsra 15] 

(Allah’ın benim ibadetime ihtiyacı yoktur, benim işlediğim günahlar da Ona zarar vermez) diyen kimse, ilaç kullanmayan hastaya benzer. Doktor ona, perhiz ve ilaç tavsiye ediyor, zehirli gıdayı yasak ediyor. Hasta ise, (Perhiz yapmazsam, zehirli gıdayı yersem veya ilaç kullanmazsam, doktora hiç zararı olmaz) diyerek, perhiz yapmasa, zehirli gıdayı yese veya ilaç kullanmasa, bunların doktora zararı olmaz; ama kendine zararı olur. Doktor, kendine faydası olduğu için değil, onun hastalıktan kurtulması için bunları tavsiye etmiştir. Doktorun tavsiyesine uyarsa şifa bulabilir, uymazsa ölüp gidebilir. İşte,(Allah’ın benim ibadetime ihtiyacı yoktur, benim işlediğim günahlar ona zarar vermez) diyerek, iman etmeyen, ibadetlerden kaçan, günahlara dalan kimse de, Cehenneme gider.

İmanlı ölen günahkârlar, er geç Cennete girer. Ancak ibadet etmeyen, günaha devam edenlerin, imanlı ölmeleri çok zordur. İbadetler imanı muhafaza eder. Günahlar imanın sönmesine yol açabilir. Bunun için, günahlardan sakınmalı ve ibadetleri bırakmamalıdır.

****
Sual: Bazı kimseler, "Allah’ın affı sonsuzdur, bizi de affeder" diyerek ibadet etmiyorlar. İbadet etmeyen Cehenneme gitmez mi?
CEVAP
İmanlı ölen günahkârlar, geç de olsa Cennete girer. Ancak ibadet etmeyen, günaha devam eden kimselerin imanlı ölmeleri çok zordur. İbadetler imanı muhafaza eder. Günahlar imanın sönmesine yol açabilir. Bunun için ibadetleri bırakmamalıdır.

***
Sual: "Allah acır, affeder" diyerek ibadet etmemek ve günah işlemek uygun mudur?
CEVAP
Şeyh Yahya Müniri hazretleri buyuruyor ki:
Allahü teâlâ, kerim, rahim olduğu gibi, azabı da şiddetlidir. Bu dünyada, çoklarına fakirlik ve sıkıntı veriyor. Çok kerim ve Razzak olduğu halde, çiftçilik sıkıntısı çekmeyene mahsul vermiyor. Herkesi yaşatan O olduğu halde, yiyip içmeyen kimseyi yaşatmıyor, ilaç kullanmayan hastaya şifa vermiyor.
Yaşamak ve mal sahibi olabilmek gibi dünya nimetlerinin hepsi için sebepler yaratmış, sebebine yapışmayana hiç acımayıp dünya nimetlerinden mahrum bırakmıştır. Ahiret nimetlerine kavuşmak da böyledir. Kâfirliği ve cahilliği, ruhu öldüren zehir yapmıştır. Tembellik de, ruhu hasta yapar. İlaç kullanılmazsa, ruh hastalanır, ölür. Tembelliğin ilacı da, namaz kılmaktır. Bir kimse, zehir yer ve (Allah rahimdir, rahmeti her şeyi kuşatmıştır, beni korur) derse, hastalanır, ölür. İshal olan müshil içerse, şeker hastası tatlı yerse, hastalık artar. O halde, Allahü teâlânın bildirdiği sebeplere yapışmamız gerekir.

Allah’ın azabı çok şiddetlidir
Bazı kimseler, hırsızların, hainlerin, ırz düşmanlarının, hatta gayri Müslimlerin bile affa kavuşacağını bildirip, azap âyetlerinden hiç bahsetmiyorlar. Allah’ın azabından bahsetmemek yanlıştır.

İslamiyet, ifrat ve tefritten [aşırılıklardan] uzak bir dindir. Allah’ın rahmetini de azabını da bildirmek gerekir. Çünkü Allahü teâlâ Kur’an-ı kerimde kendi bildiriyor. Bunu gizlemek, örtbas etmek ihanet olur. Ahirette kâfire af ve merhametin zerresi yoktur. Ebedi azap içinde kalacaklardır. Cennete girme şartı Müslüman olmaktır. Müslüman da havf ve reca arasında olmalıdır. Havf, Allah’tan korkmak, reca da Allah’ın rahmetini ümit etmek demektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Havf ve reca arasındaki mümin, umduğuna kavuşur, korktuğundan emin olur.) [Tirmizi]

Hep Allah’ın azabından bahsedip insanları korkutmak doğru olmadığı gibi, hep Allah’ın rahmetinden bahsedip azabından hiç bahsetmemek de Kur’an-ı kerime aykırıdır. Mümin yaşarken havfı, ölürken recası daha fazla olmalıdır! Allahü teâlânın rahmeti çoktur. İki âyet-i kerime meali şöyledir:
(Ey günahta haddi aşanlar, Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah, bütün günahları affeder. O, gafururrahimdir, affı, merhameti çoktur.) [Zümer 53]

(Kötülük edip, nefsine zulmeden, mağfiret dilerse, Allah’ı gafururrahim bulur.) [Nisa 110]

İki hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Hak teâlâ buyurdu: Kulun günahı göklere kadar yükselse, tevbe ederse affederim.) [Tirmizi]

(Allahü teâlâ, kullarına bu kadının çocuğuna olan merhametinden daha merhametlidir.) [Buhari]

Allahü teâlânın rahmeti böyle çok olduğu gibi azabı da şiddetlidir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Elbette azabım çok şiddetlidir.) [İbrahim 7]

(Allah’ın kahrı da pek şiddetlidir.) [Nisa 84]

(Kullarıma haber ver! Gafururrahim olduğum gibi, azabım da çok şiddetlidir.) [Hicr 49-50]

(O gün gerçek hükümranlık Rahmanındır. Kâfirler için de pek çetin gündür.) [Furkan 26]

(Allah’a ve Resulüne itaat edip Allah’tan korkup sakınanlar, kurtuluşa erenlerdir.) [Nur 52]

(İşlediklerinin cezası olarak, artık az gülüp, çok ağlasınlar.)[Tevbe 82]

(Rablerinin huzuruna çıkacaklarından kalbleri korku ile çarpar)[Müminun 60]

Bu âyette bildirilenlerin hırsız mı, zani mi olduğu sorulunca, Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Bunlar, namaz, oruç ve zekat gibi ibadetlerini yerine getirdikleri halde “acaba ibadetlerimiz kabul olmadı mı” diye korkan kimselerdir.) [Tirmizi]

Kaderin suçu yok
(Benim Cehenneme gideceğim alnıma yazılmışsa, yani kaderimde varsa, günah işler, Cehenneme giderim. İbadet yapmamın ne faydası olur, suç kaderimde değil mi?) diyenler çıkıyor.

Şunu iyi bilmeli ki, Allahü teâlâ kimseye zor ile günah işletmez. İnsan, kendi isteği ile günah
işlemektedir. Allahü teâlâ, her insanın Cennete veya Cehenneme gideceğini ezelde biliyordu. Bu bilgisine kader [alın yazısı] denir. Ezeldeki takdir, bir emir değil, bir ilimdir.

Allahü teâlâ, ezeli ilmi ile, kullarının kendi istekleri ile yapacakları işleri bilir. Bilmesi ise, insanların ibadet etmesine veya günah işlemesine tesir etmez.

Mesela bir öğretmenin, bir talebesinin imtihanda kazanamayacağını önceden bilmesi, o talebenin imtihanını etkilemez. Talebe imtihanı kazanamayınca, (Sen benim kazanamayacağımı imtihana girmeden önce söylüyordun) diyerek suçu öğretmene yüklemesi doğru olmaz.

Takvimlere, bir yıl içinde güneşin ne zaman doğup, ne zaman batacağı hesaplanarak yazılmıştır. Güneş, takvimde bildirilen saatlerde doğup batar. Güneş, takvime öyle yazıldı diye mi, güneş o saatte doğup batıyor? Takvimlere yazılması, güneşin doğup batmasına hiç etki eder mi? Takvime öyle yazıldığı için güneş bu saatte battı veya doğdu denebilir mi? Suçu takvime bulmak akla uymaz. Levh-i mahfuz denilen kaderimiz, sanki takvime benzemektedir.

İşte Allahü teâlânın da ezeli ilmi ile, kulların kendi istekleri ile günah veya sevap işleyeceklerini bilmesi, kulların işlerine zorla bir müdahale değildir. Sevap da, günah da işleyen kendi arzusu ile işlemektedir. Zaten öyle olmasa idi, sevap işleyene mükafat, günah işleyene ceza verilmesi anlamsız olurdu.
(İbadete lüzum yok, kaderimde ne var ise onu görürüm) diyen birine, Resulullah efendimiz, (İbadet et, herkese ezelde takdir edilmiş olanı yapmak kolay gelir) buyurdu. (Müslim)

Cennetliklerin ibadet yapması ve Cehennemliklerin isyan etmesi; genelde sağlıklı yaşaması ezelde takdir edilmiş olanın gerekli ilacı almasına; hastalanması takdir edilmiş olanın da, ilaç bulamamasına benzer. Hastalıktan ölmesi takdir edilmiş olana, ilaç almak nasip olmaz. Zengin olması takdir edilmiş olana, kazanç yolları açılır. Bunun gibi, ezelde Cennetlik olana iman ve ibadet etmesi nasip olur. Hadis-i şerifte, (Cennetlik olan, Cennete götürecek, Cehennemlik olan da, Cehenneme götürecek amel işler) buyuruldu. (Ebu Davud)

Cehennemlik kimse, (Herkesin Cennetlik veya Cehennemlik olduğu ezelde takdir edilmiş) der ve ibadet etmez. Bol mahsul alması takdir edilene ise, tarlasını sürmek, tohum ekmek nasip olur. Cennetlik olanın iman edip ibadet yapması, Cehennemliğin de, isyan edip kâfir olması böyledir.
Cennetlik ve Cehennemlik olmak, Allahü teâlânın iki hazinesi gibidir. Birinci hazinenin anahtarı, ibadet, ikincinin anahtarı, günahtır. Cennetlik olan, Allahü teâlâya itaat eder. Cehennemlik olan, hep günah işler. Herkes, Cennetlik veya Cehennemlik olduğunu, amelinden anlayabilir. Her izzet ve her nimet, Allahü teâlâya ihlas ile itaat ve ibadet etmekten hasıl olur. Her kötülük ve sıkıntı da, günah işlemekten hasıl olur. Herkese dert ve bela, günah yolundan, rahat ve huzur da, itaat yolundan gelir.

Allahü teâlânın âdeti böyledir. Bunu kimse, değiştiremez. Nefse kolay ve tatlı gelen şeyi iyilik, güç ve acı gelenleri de felaket sanmamalı.

Ebüssüud efendi buyuruyor ki:
Yapılacak her işi, Allahü teâlâ, ezelde biliyordu. Fakat, insanın iyiliği, kötülüğü, Cennetlik, Cehennemlik olacağı, son nefeste belli olur. Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Bir kimse, bütün ömrü boyunca Cehenneme götürecek günahlar işler. Fakat ömrünün son günlerinde, Cennete götürecek iyilikler yaparak, Cennete gider.) [Buhari]

Belli bir kâfirin ebedi kâfir kalıp kalmayacağını Allahü teâlâ bilir. Bunun muhakkak kâfir kalacağını, kimse söyleyemez. İlim, maluma tâbidir. Allahü teâlâ, olacak şeyleri, olacağı için biliyor. Kur'an-ı kerimde haber verilen şeyler de, olacakları için bildiriliyor. Bir ressamın, at resmi yapması, at o şekilde olduğu içindir. Yoksa, atın o şekilde olması, ressam öyle yaptığı için değildir. Allahü teâlânın, bazı kimselerin imana gelmeyeceklerini bilmesi ve Kur'an-ı kerimde haber vermesi, onlar, kendi arzuları ile küfür üzere kalmayı niyet edip, iman etmek istemedikleri içindir. Yoksa, bunların kâfir olması, Allahü teâlânın bunları kâfir bildiği ve haber verdiği için değildir.

İlim bulunan yerde
Ehl-i sünnet itikadını ve ilm-i halini öğrenmeyen ve çocuklarına öğretmeyenler, müslümanlıktan ayrılmak, küfür felaketine düşmek tehlikesindedir. Böyle kimselerin duaları zaten kabul olmaz ki, küfürden korunabilsinler. Hadis-i şerifte (İlim bulunan yerde müslümanlık vardır. İlim bulunmayan yerde müslümanlık kalmaz) buyuruldu.

Ölmemek için, yiyip, içmek gerektiği gibi, kâfirlere aldanmamak, dinden çıkmamak için de, dinini, imanını öğrenmek gerekir. Ecdadımız her zaman toplanırlar. İlmihal kitaplarını okurlar, dinlerini öğrenirlerdi. Ancak böyle müslüman kaldılar. İslamiyet’in zevkini aldılar. Bu saadet ışığını bizlere, doğru olarak ulaştırabildiler.

Bizim de müslüman kalmamız, yavrularımızı içimizdeki ve dışımızdaki kâfirlere kaptırmamamız için, birinci ve en lüzumlu çare, her şeyden önce Ehl-i sünnet âlimlerinin hazırladığı ilmihal kitaplarını okumak ve öğretmektir. Çocuğunun müslüman olmasını isteyen ana-baba, çocuğuna Kur'an-ı kerim öğretmelidir. Fırsat elde iken okuyalım, öğrenelim ve çocuklarımıza, sözümüzü dinleyenlere öğretelim! 
Bir kimsenin iyi veya kötü olduğu yaptığı işlerden anlaşılır. Bir kimse, kötülüklerden kaçıyor, iyi işler yapıyorsa, o kişinin Cennete gitme ihtimali çoktur. Onun için iyi kimselerle beraber olmaya çalışmalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, bir kula hayır murad ettiği zaman, dinini kayıran kimseler yanında çalışmayı nasip eder. Şerri murad edilen kul da, dinini kayırmayan kötülerin yanında çalışır.) [Deylemi]

***
Sual: Allah’ın emirleri kaç türlüdür?
CEVAP
Allahü teâlânın emirleri iki türlüdür: Emr-i tekvini ve Emr-i teklifi veya Emr-i teşrii.
Emr-i tekvini, yaratmasını dilediği şeylere (Ol!) demesidir. Ol deyince, hemen var olur. Hiçbir kimse, bu şeyin var olmasına mani olamaz. Her şeyin yaratılması için, belli şeyleri sebep yapmıştır. Belli maddeleri, belli maddelerin yaratılmalarına sebep yaptığı gibi, insanın maddi ve manevi gücü, çeşitli enerjiler de, birçok şeylerin yaratılmalarına sebeptirler. Bir kuluna bir şey ihsan etmek, iyilik vermek isterse o kimseyi o şeyin sebebine kavuşturur. Sebep tesir ettiği zaman, O da dilerse, (Ol!) derse, o şey var olur. O dilemezse, hiçbir şey var olmaz. Hikmetini, yaratmasını sebeplerle örtmüş, gizlemiştir. Çok kimse, yalnız sebepleri görmekte sebepler arkasındaki hikmeti, Onun yaratmasını anlayamamaktadır. Bu anlayışsızlığı da, onun felaketine sebep olmaktadır.

Emr-i teklifi, insanlara, yapmaları veya sakınmaları için verdiği emirlerdir. Bu emirlerin yapılması, insanın iradesine, dilemesine bağlıdır. İnsanı iradesinde, dilemesinde serbest bırakmıştır. Fakat, insanın dilemiş olduğu şeyi yaratan, yine Odur. İnsan diledikten sonra, O da dilerse, yaratır. Dilemezse yaratmaz. Her şeyi yaratan, maddelere çeşitli tesirler, özellikler veren, yalnız Odur. Ondan başka yaratıcı yoktur. Ondan başkasında üluhiyyet sıfatı bulunduğuna inanmak, başkasını Ona şerik, ortak yapmak olur. Başkasını kendisine ortak yapanı, kıyamette hiç affetmeyeceğini, Ona sonsuz ve çok acı azaplar yapacağını bildirmiştir. İnsan, Onun emrini yapmak, iyilik yapmak dileyince, O da merhamet ederek diliyor ve yaratıyor. Kendisine inanmayanlar, karşı gelenler bir kötülük yapmak isteyince O da diliyor ve yaratıyor. Kendisine inananlar, yalvaranlar, bir kötülük yapmak isteyince, O merhamet ederek dilemiyor ve yaratmıyor. Bunun için düşmanlarının her istedikleri hasıl olduğundan daha da azıp kuduruyorlar.

Şunlara şaşılır
Hazret-i Ebu Zer, (Ya Resulallah, Musa aleyhisselama inen kitapta neler vardı?) diye sorunca, Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(İbret verici bilgiler var idi. Mesela biri şöyle: Şunlara şaşılır:
1- Ölümün geleceğine inanıp da [vurdumduymaz görünene, hiç ölmeyecekmiş gibi] sevinene,
2- Cehenneme inanıp da gülüp oynayana,
3- Kadere inanıp da [hadiseleri değiştirecekmiş gibi] telaşlanana,
4- Fani dünyanın kararsızlığını, vefasızlığını görüp de, ona bel bağlayana,
5- Kıyamete, hesaba inanıp da hayırlı işler yapmayana şaşılır.)[Beyheki]

***
Hazret-i Âdem’in öğüdü
Sual: Âdem aleyhisselamın oğullarına öğüdü varmış. Bunlar ne idi?
CEVAP
Âdem aleyhisselamın, oğlu Hazret-i Şit’e vasiyeti söyle idi:
1- Çocuklarına söyle, tamahkâr olmasınlar, dünyaya bel bağlamasınlar. Ben dünyaya değil, Cennete bağlandım. Fakat Allahü teâlâ beni oradan çıkardı.

2- Çocukların, hanımlarının heva ve heveslerine uymasınlar. Ben annenizin sözüne uyup yasak meyveden yedim. Sonra pişman oldum.

3- Çocukların, yapacakları işlerin neticesine baksınlar. Ben yaptığım işin akıbetine bakmadığım için, malum musibete uğradım.

4- Çocuklarına söyle, kalblerine korku veren şeyi terk etsinler, şüpheli şeylerden kaçınsınlar. Ben yasak edilen meyveyi yerken kalbime korku düşmüştü.

5- Çocukların, işlerini istişare ile yapsın. Eğer ben, yasak meyve konusunda meleklerle istişare etseydim, musibete maruz kalmazdım.

***
Sual: Bir kimse, yaptığı ibadetlere güvense, mahzuru olur mu?
CEVAP
Bir kimsenin ameli, yani ibadeti ne kadar çok olursa olsun, ameline güvenmemeli, Allahü teâlânın ihsanını istemelidir! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Hiçbir kişiyi ameli Cennete koyamaz.) [Buhari]

(Bir kimse, doğduğundan itibaren ölene kadar yere kapanıp Allah’a ibadet etse, kıyamette yine zelil olur.) [İ.Ahmed]

(Kıyamette üç kitab çıkartılır. Birinde o kimsenin güzel amelleri, diğerinde günahları, üçüncüsünde de Allah’ın verdiği nimetler yazılıdır. Hak teâlâ ona verdiği her nimeti sorar ve: "Ey nimet, değer ölçün kadar bu adamın güzel amellerinden al", buyurur. Nimet, kendi değeri kadar ameli almaya çalışır, fakat yetmez. Hak teâlâya der ki: "Bu adamın iyi amellerinden hakkımı alamadım."Geriye o adam, suçları ve aldığı nimetlerle kalır, güzel amelleri tükenmiş olur. Hak teâlâ bu kula ihsan ederse ona, "Ey kulum, senin iyi amellerini kat kat artırdım, suçlarını da affettim, nimetlerimi de sana bağışladım" buyurur.) [Bezzar]

***
Sual: Dedikoduya sebep olmamak için, kötülerden ibadeti gizlemek gerekir mi?
CEVAP
Fitneye, dedikoduya sebep olmamak için, kötü kimselerden ibadetini gizlemek iyi olur. Böyle kimselerin yanında açıktan ibadet yapmak emr-i maruf olmaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Bir zaman gelir ki, şimdi aranızda münafıkların gizlendiği [ibadet yapar göründüğü] gibi, o zaman da müminler gizlenir. [İbadetleri gizli yapar.]) [İbni Sünni]

***
Sual: Allahü teâlânın, bir kulundan razı olmasının alameti nedir?
CEVAP
Muhammed bin Alyan hazretleri buyurdu ki:
(Allahü teâlânın, bir kulundan razı olmasının alameti, ibadet yapmaktan lezzet alması ve günahlardan sakınmasıdır.)
Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Günahtan nefret eden ve ibadetten lezzet alan, hakiki mümindir.) [Taberani]

***
Sual: Cennet sevgisi veya Cehennem korkusu ile ibadet etmek uygun mudur?
CEVAP
Allahü teâlânın ibadet edilmeye layık tek ilah olduğu düşünülmelidir. Allahü teâlâ, Davud aleyhisselama vahyederek, sırf Cennet sevgisi veya Cehennem korkusu ile ibadet etmenin uygun olmadığını bildirip,(Eğer Cenneti ve ateşi yaratmasaydım, itaat edilmeye layık olmaz mıydım?) buyurmuştur. (Uhud-ül-kübrâ)

***
Sual: Her işte Allah rızasını düşünmek gerekir mi?
CEVAP
Müslümanın her işi, her hareketi her düşüncesi Allah rızası için olmalıdır! Her işte Allah rızası esas alınırsa, Allahü teâlâ o kimseyi sever. Sevdiğini de bol bol mükâfatlandırır. Hadis-i kudside buyuruldu ki:
(Benim için toplanan, benim için malını bol bol sarf eden ve benim için buluşan kimselere muhabbetim vacib oldu.)[Taberani]

Kıble duvarına levha asmak

Kıble duvarına levha asmak

Sual: Cami ve mescitlerde yahut evde namaz kılınan odada, kıble duvarına, içinde canlı resmi olmayan tablolar Besmele veya ayet yazılı levhalar asmak caiz midir? Bir de, yere işlemeli seccadeler seriliyor, Bunlar, zihni meşgul ettiği için mekruh olmuyor mu?
CEVAP
Zihni meşgul eden şeyler, mekruh olur. Camilerin kıbleden başka duvarlarını süslemek caizse de, fazla süslü olması mekruh olur. Kıble duvarını kıymetli şeylerle, renklerle süslemek mekruhtur. (Redd-ül-muhtar)

Resimli, nakışlı seccadeler, zihni meşgul ediyorsa kullanmamalıdır.  (S. Ebediyye)

Kıble duvarını sade yapmalı, hiç bir şey asmamalı ve yazı yazmamalıdır.

Kaza gerekir

Sual: (Oruçluyken mastürbasyon yapan kimse, bunun orucu bozduğunu bilmiyorsa kaza gerekir, biliyorsa kefaret de gerekir) deniyor, doğru mu?
CEVAP
Hayır, doğru değildir. Orucu bozduğu bilinse de, mastürbasyon orucu bozar ve sadece kaza gerekir. (Hindiyye, Bahr, Dürr-ül-muhtar)

Orucu bozup kaza gerektiren bir şeyi, aynı ramazanda, nasıl olsa kefaret gerekmiyormuş diye kasten iki veya daha çok kere yaparak orucu bozmak, kefareti de gerektirir. (Redd-ül-muhtar)   

Demek ki bir ramazanda iki kere mastürbasyon yapan kimseye kefaret de gerekiyor.

Hanımına kızım demek

Sual: Bir kimseye, hanımıyla telefonda konuşurken, (Kiminle konuştun?) deseler, o da, (Kızımla konuştum) dese veya hanımını gösterip (Bu benim kızım) dese nikâha zararı olur mu?
CEVAP
Hayır, zararı olmaz. Bunun gibi, bizzat hanımına, kızım, anam veya kız kardeşim demekle de talak olmaz. (Artık, bundan sonra, anam, bacım ol) denirse, bir talak-ı bain olur.

Başka mezhebi taklit etmek

Başka mezhebi taklit etmek


Sual: Bazıları, ihtiyaç halinde başka bir mezhebi taklit etmeyi, mezhepten, hatta dinden çıkmak gibi kabul ediyorlar. Din kitapları mezhep taklidi konusunda ne yazıyor? Mezhep taklidi zaruret midir, yoksa ihtiyaç mıdır?

CEVAP
Zaruret halinde taklit gerektiği gibi, ihtiyaç halinde de taklit gerekir.

Bir farzı yapmanın veya bir haramdan sakınmanın imkânsız veya meşakkatli, güç olması durumunda, önce kendi mezhebimizde çare aranır. Kendi mezhebimizde çare yoksa, diğer üç mezhebe bakılır. Hangi mezhepte çare varsa, o iş için, o konuda o mezhep taklit edilir. Bu konuda muteber kitaplardaki bilgiler şöyledir:

Bir kimse, kendi mezhebine göre yapamadığı veya güçlükle yaptığı bir işi, o işin başka bir mezhepte yapılması kolaysa, o mezhebin şartlarına uyarak, o mezhebe göre yapması caizdir. (Redd-ül-muhtar, Mizan, Hadika, Berika)

Zaruret olsa da, olmasa da, harac [zorluk, sıkıntı] olduğu zaman, diğer üç mezhepten biri taklit edilir. (Redd-ül-muhtar)

Zaruret olmasa da, bir ibadeti yapmakta güçlük olunca, bunu yapmak için, başka mezhebi taklit caizdir. (Mizan, F. Hayriye, F. Hadisiye, Mafüvat)

Tâbi olduğu mezhebe uyarak bir işi yaparken harac hâsıl olursa, bu iş, diğer üç mezhepten, harac bulunmayan birini taklit ederek yapılır. (İbni Emir Hac)

Bir Hanefi’nin kendi mezhebine göre yapamadığı bir işi yapabilmesi için, Şafii’yi taklit etmesinde bir mahzur yoktur. (Bahr-ür-raık, Nehr-ül-faık)

Âlimlerimiz, zaruret olunca, Maliki’ye göre fetva verdi. Bir mesele Hanefi’de bildirilmemişse, Maliki taklit olunur. (Redd-ül-muhtar)

Şafii âlimleri, kendi mezheplerinde yapılması güç olan şeylerin, Hanefi’ye göre yapılmasına fetva vermişlerdir. (Mektubat-ı Rabbani)

İkinci mezhebe göre de özrü olanın, üçüncü mezhebi taklit etmesi caizdir. (İ. Hümam)

Abdest ve gusülde, başka mezhebi taklit etmek için, o mezhebin o konudaki şartlarına da, mümkün olduğu kadar uymak gerekir. Sebepsiz uymazsa, taklit caiz olmaz. Kendi mezhebine uymayan işi yaptıktan sonra bile, taklit yapmak caiz olur. İmam-ı Ebu Yusuf’a, Cuma’yı kıldıktan sonra, abdest aldığı suyun necis olduğu söylenince, (Şafii kardeşlerimize göre, guslümüz sahihtir) buyurdu. (Hadika) [Müctehid, müctehidi taklit edemez. Bir müctehid olan İmam-ı Ebu Yusuf’un ictihadı, burada İmam-ı Şafii’ye uygun gelmiştir.] (Devamı var)

Resulullahın üç vazifesi

Resulullahın üç vazifesi


Sual: Resulullahın kaç türlü vazifesi vardı?
CEVAP
Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri buyuruyor ki:  
 
Peygamber efendimizin üç türlü vazifesi vardı:

1- Kur'an-ı kerimin hükümlerini, yani iman edilecek bilgileri ve fıkhi hükümleri herkese tebliğ etmek. Fıkhi hükümler, yapılması emir veya yasak edilen işlerdir. Bu bilgilere İslami hükümler denir.

2- Kur'an-ı kerimin manevi hükümlerini, yani Allahü teâlânın zatına ve sıfatlarına ait marifetlerini, yalnız ümmetinin yüksek olanlarının kalblerine akıtmaktır. Bu vazife, birinci tebliğ vazifesinden farklıdır. Ebu Hüreyre hazretleri buyuruyor ki:

(Resulullah'tan iki türlü ilim öğrendim. Bunlardan birini sizlere bildirdim. İkincisini söylersem, beni öldürürsünüz.) [Buhari, Hadika]

3- Fıkhi hükümleri vaazla, nasihatle yapmayan Müslümanlara dinin emirlerini uygulamaktır.

Resulullah'tan sonra dört halifeden her biri, bu üç vazifeyi tam olarak başardı. Hazret-i Hasan'ın hilafeti zamanında fitneler çoğaldı. İslâmiyet üç kıtaya yayıldı. Resulullahın nuru, yeryüzünden uzaklaştı. Sahabe-i kiram azaldı. Bu üç vazifeyi, bir kişi yapamaz oldu. Bu üç vazife, farklı üç sınıfa ayrıldı:

1- İmanı ve fıkhi hükümleri bildirmek vazifesi, müctehid âlimlere verildi. [Böylece dört hak mezhep meydana çıktı.]

2- Dileyen Müslümanları, Kur'an-ı kerimin manevî ahkâmına kavuşturmak, Ehl-i beytin 12 imamına ve tasavvuf büyüklerine verildi. Mesela Cüneyd-i Bağdadi ve Sırri-yi Sekati hazretleri bunlardandır. [Böylece tarikatlar meydana çıktı.]

3- Devleti idare etme işi, sultanlara yani hükümetlere verildi.

Peygamberimizin boşaması

Sual: Peygamberimizin Hafsa validemizi boşayıp sonra tekrar aldığı söyleniyor. Hanımını boşamak Peygamberimize yasak değil miydi?  
CEVAP
Önce serbestti, daha sonra âyet-i kerimeyle yasak edildi. Hafsa validemizi boşaması da, yasak edilmeden önceydi.

Kımız, kefir ve kombu çayı

Kımız, kefir ve kombu çayı


Sual: İnek sütü, kefir mayası ile mayalanıyor ve bu esnada alkol az da olsa teşekkül ediyor. Buna kefir deniyor. Bir de Kombucha mantarı’nın üremesi ile elde edilen ve az da olsa içinde alkol bulunan kombu çayı vardır. Kefir de, kombu çayı da birçok hastalıklara iyi geldiği söyleniyor. İlaç olarak kullanmakta mahzur var mıdır?
CEVAP
Bugün kefir ve kombu çayının yerini tutan ilaç çoktur. Bunları kullanmaya zaruret de yoktur. Eğer, salih bir doktor, (Kefir veya kombu çayı şu hastalığa iyi gelir. Bu hastalık için mubah başka ilaç yoktur) derse, o zaman bunları kullanmak caiz olur.

Az alkole fetva vermek 

Sual: Gazetelerde şöyle bir fetva yayınlandı: 
(Sarhoşluk verecek derecede alkol bulunmayan içeceklerin içilmesi caiz, sarhoş edecek derecede alkol bulunan içeceklerin içilmesi ise haramdır. Sarhoş etmediği için kefirin içilmesi caizdir.)
Peki bir iki bardak bira da insanı sarhoş etmiyor. Bira da mı caizdir?  
CEVAP
Duyulan her şeye inanmamak gerekir. Yukarıdaki ifadeleri bir ilim adamı söyleyemez. Çünkü din kitaplarında bildirilen hadis-i şeriflerde alkolün zerresi de haramdır. Ayrıca çoğu sarhoş eden içeceklerin azı da haramdır. Üç hadis-i şerif meali şöyledir:

(Çoğu sarhoş eden şeyin, azını da içmek haramdır.) [Nesai, Tirmizi]

(İhtimar [mayalanarak alkol teşekkül] etmiş her içki haramdır.) [Ebu Davud]

(Bir zaman gelecek, içkinin adı değiştirilecek ve helal sayılacaktır.) [İ. Ahmed]

Bu hadis-i şeriflerin fıkıh kitaplarında nasıl açıklandığına bakalım:

Bal, incir, arpa, buğday, mısır, darı, erik, kayısı, elma ve benzerlerinden biri soğuk suda durup ısıtılmasa da, alkol teşekkül ederek bira gibi olur. Bira, tadı acı ve keskin olduğu [alkol bulunduğu] için azı da çoğu da, her ne maksatla içilirse içilsin, imam-ı Muhammede göre haramdır, fetva da böyledir. Diğer üç mezhepte de haramdır. Çünkü, Peygamberimiz, (Çoğu sarhoş eden içkinin, azını içmek de haramdır) buyurdu. Bu hadis-i şerif, hepsinin haram olduğunu bildirmektedir. Yapıları, bileşimleri aynıdır demek değildir. Çünkü Muhammed aleyhisselam, maddelerin hakikatlerini, fen bilgilerini öğretmek için değil, bunların hükümlerini bildirmek için gönderilmiştir. Kısrak, inek sütleri, mayalanıp, tadı keskin olunca, bira gibi haram olur. Kısrak sütünden yapılana Kımız, inek sütünden yapılana Kefir denir. (S. Ebediyye)

Kefir bira gibidir, zaruretsiz içilmez. Bugün kefirin yerini tutan ilaçlar vardır. Bunları kullanmaya zaruret yoktur. Eğer, salih bir doktor, (Kefir, şu hastalığa iyi gelir. Bu hastalık için mubah başka ilaç yoktur) derse, o zaman kefir kullanmak caiz olur.

Bazı cahiller, portakal ve diğer meyvelerdeki alkol oranı kefirdekinden çok diyerek kefir içmeyi caiz görüyorlar. Dinimiz, alkol de bulunsa meyve yemeyi haram kılmamıştır.

Portakal ve diğer meyvelerdeki alkol oranı kefirdekinden çok diyerek kefir içmeyi caiz görmek yanlıştır. Çünkü dinimizde alkolün azlığı çokluğu önemli değildir. Bir damla şarap da haramdır. Ama dinimiz, içinde alkol de bulunsa meyve yemeyi, haram kılmamıştır.

Nakli bırakıp aklı ölçü alınca, yukarıdaki mantıkla, zararı az diye bir çayına oyun oynamaya yani kumara da fetva verebilirler, bir dilim domuz eti yemenin mahzuru olmaz diyerek de fetva verebilirler. Aklı değil, nakli ölçü almalıdır.

Allah'ın dostları ne demektir?

Allah'ın dostları ne demektir?

Sual: (Evliya için Allah’ın dostu denirse, diğer Müslümanlar Allah’ın düşmanı anlamına gelmez mi?) diyenlere, ne demek gerekir?  
CEVAP  
(Akılla, kıyasla din olmaz; nakli esas almak gerekir) demelidir. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:

(Allah İbrahim’i halil [dost] edindi.) [Nisa 125]

İbrahim aleyhisselam Allahü teâlânın dostu olunca, diğer peygamberler hâşâ düşmanı olur demek değildir. Bütün peygamberler de Allah’ın dostudur.

Allahü teâlâ, Peygamber efendimizi de habibim diye övmüştür. Bir hadis-i kudside buyuruluyor ki:

(Ey Resulüm, İbrahim’i halil [dost], seni de habib [sevgili] edindim.) [Mevahib]

Bütün peygamberler de Allah’ın dostudur. Özellikle böyle buyurulması, bunların önemini göstermektedir. Her Müslümanın dostu da, Allahü teâlâ ve Onun sevdiği kimselerdir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: 

(Sizin dostunuz, yâriniz, yardımcınız ancak Allah, Resûlü ve iman edenlerdir; bunlar Allah’ın emirlerine uyar, namaz kılar, zekât verirler. Allah’ı, Resulünü ve iman edenleri dost edinenler bilsin ki, Allah’ın taraftarları galip gelir.) [Maide 55, 56]

Meleklerin isimleri

Sual: Meleklerde erkeklik ve dişilik olmadığı halde, niye Hıristiyanlar melekleri kız gibi gösteriyorlar, Müslümanlar da, Meleklerin isimlerini erkeklere veriyorlar?   
CEVAP
Hıristiyanlar meleklere kız dedikleri için, bu intiba ortadan kalksın diye, Müslümanlar, Cebrail, Mikail, İsrafil gibi melek isimlerini erkek çocuklarına vermişlerdir. Böyle bir intiba söz konusu olmazsa, erkeğe de, kıza da verilebilir.
   
Salih Müslümanlar için, erkek de, kadın da olsa, çocuk da, büyük de olsa; temiz, günahsız anlamında, “melek gibi insan” veya “o bir melektir” demekte mahzur olmaz.  

Seferi imama uyan

Sual: Seferi imam son teşehhüdde salli barik ve Rabbenâ’yı okurken, mukim olan cemaat Ettehıyyatü’yü okuduktan sonra kelime-i şehadeti tekrar eder mi?
CEVAP
Tekrar etmesi iyi olur. Susup beklemesi de caizdir.

Komşu kötü de olsa iyilik yapmaya çalışmalıdır!

Komşu kötü de olsa iyilik yapmaya çalışmalıdır!

Sual: Bizimle aynı varlıkta komşu bir hanım var. Evimizde un, şeker, yağ gibi gıda maddesi, veya herhangi bir kitap, bir âlet görse, ödünç olarak, ariyet olarak ister. Getirme huyu da yoktur. Hani maddi durumları kötü olsa, varsın getirmesin diyeyim. Bizden aşağı tarafları yok. Beyim, "Ne isterse istesin hiçbir şey vermemeli!" diyor. Komşu hakkından korkuyorum. Vermesem günah olur mu? Komşumun her gördüğünü istemesi ve aldığını getirmemesi günah değil midir? Bu komşu, sadece bizden değil, başkalarından da böyle şeyler istiyormuş.
CEVAP
Beyiniz, sizin malınızı, siz de beyinizin malını izinsiz harcayamazsınız. İzinsiz harcamak, başkasına vermek günah olur. Komşu gelince, "Beyim razı olmuyor. Ondan izinsiz bir şey vermem günahmış" derseniz, o da bir daha bir şey isteyemez. Ondan bundan bir şey istemek doğru değildir. 

Hadis-i şerifte buyuruldu ki: 

(İnsanlardan bir şey istemeyin, velev ki bir misvakı bir defa kullanmak için de olsa.) [Bezzar]

Ödünç alıp da imkanı varken vermemek veya borçlarını ödememek günahtır.  

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:  

(Borcunu ödemeyenlere Allahü teâlâ, kıyamette "Bunun hakkını sizde bırakacağımı mı zannettiniz?" buyurarak o kimsenin iyi amellerini alıp diğerine verir. Eğer borcunu vermeyenin iyi ameli yoksa, borç verenin kötü amellerini, günahlarını borçluya yükler.) [Taberani]

Bir kimseye zarar vermek, kalbini kırmak kötüdür. Fakat komşuya zarar vermek, onu incitmek daha kötüdür. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Komşusu, zararından emin olmayan kimse, Allah’a iman etmiş sayılmaz.) [Bezzar] [Yani bu kimse kâmil mümin değildir.]

Komşu kötü de olsa, ona elden gelen iyiliği yapmaya çalışmalıdır!   

***

Sual: Beyim kendi paramı harcamama, zekatımı bile vermeme razı değil. Ne yapayım?
CEVAP
Kendi paranızı meşru yerlere, dilediğiniz gibi harcayabilirsiniz. Onun parasını onun istemediği yerlere harcamanız uygun değildir. Eğer izin almışsanız, dilediğiniz yerlere verebilir, dilediğiniz gibi de harcarsınız. İzinsiz harcamanız doğru olmaz. Bileziklerinizin zekatını siz vereceksiniz. Kendi paranızdan vermeniz gerekir. Beyinizin hediye ettiği para varsa ondan da verebilirsiniz. Hediye olarak aldığınız para da sizindir. Zekat vermeye beyiniz razı olmasa da, muhakkak vermeniz gerekir. Ondan habersiz verirsiniz. Kocanın rızası meşru işlerde olur. Siz zekat verdiğiniz için sizden razı olmasa, bunun hiç kıymeti olmaz.

***

Sual: Kız kardeşime zekat olur mu? Bey ve hanımın hesapları ayrı mıdır?
CEVAP 
Zekat ve fitrenizi, zengin değilse kız kardeşinize veya çocuklarına vermenizde mahzur yoktur. Dinimize göre, erkekle hanımının mal varlığı ayrıdır. Birbirine eklenmez. Siz zengin, beyiniz fakir olabilir, siz fakir beyiniz zengin olabilir.

Beyinize ait değil, kendinize ait borcunuz varsa, mevcut paranızdan çıkarırsınız. Altınlarınızı tartıp alacaklarınızla birlikte hesap edersiniz. Hepsinin kırkta birini altın olarak, yeğenlerinize verirsiniz.
Ev, dükkan, araba gibi şeyler zekat nisabına katılmaz. Yani zekatları verilmez. 

***

Sual: Geliri iyi olan bayanın kurban kesmesi gerekir mi? Yoksa eşim keseceği için bana gerekmez mi?
CEVAP 
Eşlerin mal varlığı ayrıdır, birbirine eklenmez. Nisaba malik iseniz kesmeniz gerekir. İkiniz de zenginseniz, ikinizin de kesmesi gerekir. İkiniz de fakirseniz ikinizin de kesmesi gerekmez. Yani zengin olan keser, fakir olanın kesmesi gerekmez, keserse mahzuru olmaz, sevap olur. 
  

Misvak nasıl kullanılır? Misvakın önemi nedir?

Misvak nasıl kullanılır? Misvakın önemi nedir?


Sual: Misvakın önemi nedir? Misvak kullanırken dikkat edeceğimiz hususlar nelerdir? 
CEVAP 
Bugün, modern tıbbın diş sağlığı konusunda ortaya koymaya yeni başladığı tedavi usullerini, İslamiyet 14 asır önce öğretmiştir. Diş sağlığına büyük bir fayda temin eden misvak, gayet basit ve en iyi diş temizleme vasıtasıdır. Dişlerin çürümesini önlemek için misvak kullanmak çok faydalıdır. Larousse İllustre Medical isimli tıp kitabında diyor ki:

(Bütün diş macunları ve tozları, dişlere zarar verir. En iyisi, sert bir fırçadır. Önce, dişleri kanatırsa da, korkmamalıdır. Diş etlerini kuvvetlendirir ve artık kanamaz.)

Bu şekildeki diş temizliğini sağlayan en iyi vasıta misvaktır. Diş macunları, ağızdaki faydalı ve zararlı bütün mikropları öldürürken, misvak sadece zararlı mikropları öldürür. Misvak abdestin sünnetidir, Şafii’de namazın sünnetidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Misvak kullanarak kılınan namaz, misvaksız kılınan namazdan 70 kat üstündür.) [İ. Neccar]

(Cebrail aleyhisselam, misvak kullanmayı o kadar tavsiye etti ki, misvakın farz olacağından korktum.) [İbni Mace]

(Eğer ümmetime güçlük vermeyeceğini bilseydim, her namaz için abdest almalarını ve her abdestte misvak kullanmalarını emrederdim.) [Buhari, Müslim]

(Gece namazı için kalkınca, ağzınızı misvakla temizleyin! Çünkü bir melek, namazda Kur’an okuyanın ağzına yaklaşarak dinler.) [Deylemi]  

(Ağzınız Kur’an yoludur, misvakla temizleyin.) [Ebu Nuaym]

(Peygamberlerin beş sünneti: Haya, hilm, hacamat, misvak, güzel koku.) [Taberani]

(Misvak erkeğin fesahatini [konuşma güzelliğini] artırır.) [İ. Adiy, Hatib]

(Misvak; ağzı temizler, görmeyi keskinleştirir, diş etlerini güçlendirir, dişleri beyazlaştırır ve çürümeyi önler, hazmı kolaylaştırır, mideye sıhhat verir, balgamı keser, hasenatı artırır. Misvak kullanan, Allahü teâlâyı razı eder, melekleri sevindirir.) [Ebu Nuaym]

Misvakın faydaları 30dan fazladır. En aşağısı sıkıntıyı giderir, en iyisi de ölürken şehadet getirmeyi hatırlatır. Misvak, ölümden başka her derde şifadır. Sırat üzerinde yürümeyi de kolaylaştırır, yaşlanmayı da yavaşlatır.

Peygamber efendimiz, her zaman yanında ayna, tarak ve misvak taşırdı. Eshab-ı kiram, savaşlarda bile misvaklarını kullanmayı ihmal etmezlerdi. Misvak; dişler sararınca, ağzın kokusu değişince, uykudan uyanınca, namaza kalkınca, eve girince, toplantılara giderken, Kur’an okumaya başlarken ve bir de abdest alırken kullanmak müstehaptır.

İmam-ı a’zam hazretleri, (Misvak kullanmak, dinin sünnetlerindendir) buyurdu. Misvakı kullanmanın en az miktarı üst dişlere üç, alt dişlere de üç defa sürmektir. Misvaklarken dişlerin içi, dışı, üst ve alt kısımları ovuşturulur. Misvakı sağ el ile kullanmalıdır. Misvakı avucunun içine almamalı ve emmemelidir. Misvak, sağ elin küçük ve başparmağı altta, diğer üç parmak üstte olarak tutulur.

Misvaklamaya başlanınca, ağızdaki yaşlığı yutmak iyidir. Ondan sonra yutmak iyi değildir. Kullandıktan sonra misvakı yıkamalıdır. Misvakı yere yatırmamalı, ağız kısmı aşağıya gelecek şekilde dikine koymalıdır. Misvak, çok yaş, çok kuru ve bir karıştan uzun olmamalıdır! Kalınlığı küçük parmak kalınlığında olmalı.

Erak ağacı 
Sual: Misvak erak ağacından oluyor. Bu ağaç Türkiye’de yoktur. Başka ağaçtan misvak yapılamaz mı?
CEVAP
Erak ağacından yapılan misvak diğerlerine tercih edilir. Erak ağacı bulunmadığı zaman zeytinden de yapılır. Nar dalından misvak olmaz.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Mübarek bir ağaç olan zeytinden yapılan misvak ne güzeldir. O benim ve benden önceki Peygamberlerin misvakıdır.) [Taberani]  

Zeytinden de olsa, misvak kullanmayı ihmal etmemelidir. Çünkü misvak, yaşlanmayı yavaşlatır, gözün görmesini kuvvetlendirir, ağız kokusunu giderir. Daha birçok faydası vardır. (Redd-ül-muhtar) 
  
Dişleri temizlemek  
Sual: Namaz kitabında, abdest alırken dişleri misvak ile temizlemek müstehabdır denirken, abdestin sünnetleri bahsinde ise, misvak önemli sünnet deniyor. Burada bir çelişki yok mu?
CEVAP
Abdest alırken dişleri temizlemek, fırçalamak sünnettir. Bunu misvak ile yapmak müstehabdır, daha iyidir. Yani misvak kullanılınca hem sünnet yerine geliyor hem müstehab, parmakla veya diş fırçası ile dişler temizlenirse sadece sünnet yerine gelir. Bu sünnet misvakla yapılınca ayrıca müstehab sevabı da alınıyor.

Tel haline getirmek için  
Sual: Misvakların ucunu yumuşatırken tel tel haline getiremiyorum. Ne kadar kullansam da tahta parçası gibidir. Kıl haline getiremiyorum. Ne yapmalıyım?
CEVAP
Yeni alınan misvakın ucu hafifçe çekiçle dövülünce tel tel ayrılır. Suya koymak gerekmez.

Her zaman kullanılır 
Sual: Misvak sadece abdestte mi sünnettir?
CEVAP
Misvak her zaman kullanılır. Bilhassa yataktan kalkınca namaza dururken, yemek yedikten sonra ve abdeste başlarken, daha çok kullanılır.

Ne zaman kullanılır?
Sual: Abdest alırken misvak ne zaman kullanılır?
CEVAP
Abdeste başlarken.

Üçten fazla sürmek
Sual: Misvak, dişlere üçten fazla sürülse sünnete aykırı olur mu?
CEVAP
Hayır, olmaz.

Takma diş
Sual: Takma dişe misvak sürmekle sünnet ifa edilmiş olur mu?
CEVAP
Evet olur.

Dişi olmayan
Sual: Dişsiz kişi, misvakı damağına sürse, sünnet sevabı alır mı?
CEVAP
Evet, alır.

Kısalınca
Sual: Misvak, kısalınca da kullanılır mı?
CEVAP
Evet, kullanılır.

Misvak yerine sakız
Sual: Kadınların misvak kullanmaları caiz mi?
CEVAP
Evet. Sakız çiğnemeleri misvak yerine geçer.

Misvak yoksa
Sual: Abdest alırken, misvak yoksa ne yapmak gerekir?
CEVAP
Dişleri, yemekten sonra ve abdest alırken temizlemek sünnettir. Bu sünneti, misvak ile yapmak ayrıca müstehabdır. Misvak bulunmazsa, fırça ile, fırça da bulunmazsa parmaklar ile temizlemelidir. Sağ elin başparmağı, sağ yandaki dişler üzerine; ikinci küçük parmağı, yani işaret parmağı da, sol dişler üzerine üç defa sürerek temizlenir. (Halebi)

Misvak parçaları
Sual: Misvak parçalarını yutmakta mahzur var mıdır?
CEVAP
İsteyerek yutulmaz. İstemeden yutulursa mahzuru olmaz.

Misvak kullanırken
Sual: Misvak nasıl kullanılır?
CEVAP
Yukarıdan aşağı ve aşağıdan yukarı doğru sürülerek kullanıldığı gibi, düz olarak da sürülebilir.

Yalnız senden yardım isteriz

Yalnız senden yardım isteriz


Sual: Allah’tan başka bir şeyin veya bir kimsenin bir iş yaptığını söyleyen, mesela (Aspirin ağrıyı kesti) veya (Resulullahın hürmetine, Abdülkadir Geylani’nin hürmetine Allah duamı kabul etti) diyen, Fatiha suresindeki (Biz yalnız senden yardım dileriz) mealindeki âyete göre müşrik oluyormuş. Öyleyse ilaçtan, aspirinden, Enbiyadan veya Evliyadan yardım isteyen müşrik mi oluyor? İnsanlardan herhangi bir yardım istemek, mesela bir arkadaşa, (Bana yardım et, şu yükü taşıyalım) demek şirk mi oluyor? Teröristler beni döverken, civardaki insanlardan yardım istemek, (İmdat, beni kurtarın) demek şirk mi olur?
CEVAP
Hiçbiri şirk olmaz. Şirk olur diyenler, Vehhabilerle, onlara aldanan zavallılardır. İnsanlara yardım etme kuvvetini veren de Allahü teâlâdır. Asıl, Allahü teâlânın kudretinden şüphe eden müşrik olur. Muteber ve meşhur bir menkıbe şöyledir:

Ebul Hasan-ı Harkani hazretleri, sefere çıkan talebelerine, (Sıkışınca benden yardım isteyin) buyurur. Yolda talebelerini eşkıya yakalar. Onlar kurtulmaları için Allahü teâlâya dua ederler; fakat kurtulamazlar. Bir talebe, (Ya Ebel Hasan, imdat!) der. O talebeyi eşkıya göremez. Diğerlerinin nesi varsa alırlar. Seferden dönünce hocalarına, (Biz Allah’tan yardım istediğimiz halde soyulduk; fakat şu arkadaşımız sizden yardım isteyince kurtuldu. Bunun hikmeti nedir?) derler. O da, (Allahü teâlâ günahkâr kimselerin duasını kabul etmez. Arkadaşınız, benden yardım isteyince, onun duasını Allahü teâlâ bana duyurdu. Ben de, “Ya Rabbi, bu talebemi kurtar!” dedim. Allahü teâlâ da kurtardı. Ben sadece vasıta oldum, dua ettim. Kurtaran Rabbimizdi.) diye cevap verir. (Tezkiret-ül-evliya)

Vehhabiler, (Ölmüş Evliya ve Enbiyadan yardım istenmez) diyor. Mesela darda kalan insanlara, Hızır aleyhisselamın ruhunun yetiştiğini kabul etmiyorlar. Hâlbuki ruhun ölmediği, âyet ve hadislerle açıkça bildirilmiştir. (İmdat ya Hızır) demek şirk olmaz, yardım istemek olur. (İmdat ya Resulallah, şefaat ya Resulallah) demek de şirk değil, yardım istemek olur. Allahü teâlâ yardım isteyenin sesini bu zatlara duyurmaya ve onların ruhlarına da yardım etme kuvvetini vermeye, elbette kadirdir. Dirilere yardım etme kuvvetini veren Allahü teâlâ, ölmüş zatlara da kuvvet vermektedir. Bunlara şirk demek, Allahü teâlânın kudretinden şüphe etmek olur.

Evliyanın diri veya ölü olması arasında fark yoktur. Büyük bir âlim vefat edince, feyz vermesi kesilmez, hatta artar. (İrşad-üt-talibin)

Maliki mezhebinin büyük âlimlerinden Ali Echuri hazretleri, (Veli, dünyadayken, kınındaki kılıç gibidir. Ölünce, kınından çıkan kılıç gibi olur, tasarrufu, tesiri kuvvetlenir.) buyurmuştur. Bu sözü, Ebu Ali Senci hazretleri de, Nur-ül-hidaye kitabında yazmaktadır. (Berika)

Allahü teâlâ, sevdiklerinin ruhlarına işittirir. Onların hatırı için istenileni yaratır. Diriler Allahü teâlânın yaratmasına sebep olduğu gibi, ruhları da diri olduğu için, Allahü teâlânın yaratmasına sebep olur. Hazret-i Âdem, Muhammed aleyhisselamın hürmeti için dua etti, duası kabul oldu. Allahü teâlâ da, (Ya Âdem, Muhammed aleyhisselamın ismiyle, her ne isteseydin kabul ederdim, O olmasaydı, seni yaratmazdım.) buyurdu. (Hâkim, Beyheki)

Ölü-diri her velinin ruhundan yardım istenir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Halil-ür-rahman [Hazret-i İbrahim] gibi 40 kişi her zaman bulunur. Onların sebebiyle yardım görülür ve zafere kavuşulur. Onların bereketiyle gökten yağmur yağar. Onların yerine yeni birisi gelmedikçe, ölen olmaz.) [Taberani]

(Çölde yalnız kalan kimse, bir şey kaybederse, “Ey Allah’ın kulları, bana yardım edin” desin! Çünkü Allahü teâlânın sizin göremediğiniz kulları vardır.) [Taberani] Bu hadis-i şerif, yanında olmayan kimseye seslenerek, ondan yardım istemeyi emretmektedir. (El-Üsul-ül-erbe’a)

Fatiha suresindeki, (Yalnız senden yardım isteriz) mealindeki âyet-i kerime, ölünün de, dirinin de bir şey yapmasına tesir eden kudretin, Allahü teâlâdan başka bir güç olduğunu göstermez. Mesela acıkan kimsenin, hiçbir sebebe yapışmadan, (Ya Rabbi, beni doyur) demesi, bu âyete uygun değildir; çünkü Cenab-ı Hak, doyurmak için yemek yemeyi sebep kılmıştır. Yemek yiyip doyanın da, doymayı Allah’tan bilmesi gerekir. Rabbimiz, yemek yemeden de doyurur; fakat yemek yenmesini sebep kılmıştır. (Yalnız senden yardım isteriz) diyen kimsenin fırıncıya gidip, (Bana ekmek ver) diye ondan yardım istemesi Allah’tan başkasından yardım istemek değil, Allahü teâlânın emrettiği sebeplere yapışmak olur. Ölü veya diri Evliyadan yardım istemek de, sebeplere yapışmaktır. Sebeplere yapışmak da, Allahü teâlânın emrine uygundur.

Abdülaziz-i Dehlevi hazretleri Fatihanın tefsirinde buyuruyor ki:

Birisinden yardım istenirken, yalnız ona güvenilirse, onun, Allahü teâlânın yardımına mazhar olduğu düşünülmezse, haramdır. Eğer yalnız Allahü teâlâya güvenilip, o kulun Allah’ın yardımına mazhar olduğu, Allahü teâlânın her şeyi sebeplerle yarattığı, onun da bir sebep olduğu düşünülürse caiz olur. Enbiya ve Evliya da, böyle düşünerek başkasından yardım istemiştir. Bu düşünceyle birisinden yardım istemek, Allahü teâlâdan istemek olur.

Çok tecrübe ettim ki, Musa Kazım’ın kabri, duamın kabul olması için ilaç gibidir. (İ. Şafii)

(Diriyken tasarruf [yardım] yaptığı gibi, öldükten sonra da yapan Evliyadan, Maruf-i Kerhi ile Abdülkadir-i Geylani’yi gördüm) diyenler olmuştur. (Mişkat tercümesi)

Keşif ehli evliyanın çoğu, ruhlardan feyz alarak olgunlaşmışlardır. (Eşiat-ül-lemeat)

Mevlana Abdülhakim-i Siyalkuti hazretleri buyuruyor ki:

Dua eden, Allahü teâlâdan istemektedir. Duasının kabul olması için, Allahü teâlânın sevdiği bir kulunu vasıta yapmaktadır. (Ya Rabbi, bu sevgili kulunun hatırı ve hürmeti için bana da ver) demektedir. Yahut Evliyadan bir zata, (Ey Allah’ın velisi, bana şefaat et, bana vasıta ol, benim için dua et) demektedir. Dileği veren, yalnız Allahü teâlâdır. Veli, yalnız vesiledir, sebeptir. O da fânidir, tasarrufu, gücü yoktur. Allahü teâlânın verdiği güçle yardım etmektedir. Böyle inanmak şirk olsaydı, Allah’tan başkasına güvenmek olsaydı, diriden de dua istemek, bir şey istemek yasak olurdu. Bir cahil, dileğini Allah’ın kudretinden beklemeyip, (Veli yaratır) derse, bu düşünceyle ondan isterse, bu elbette yanlıştır, şirktir. Bunu ileri sürerek, İslam âlimlerine dil uzatılamaz. Zaten herkes insanın bir şey yaratamayacağını bilir. (Zad-üllebib)

Abdülhak-ı Dehlevi hazretleri buyuruyor ki:

İnsan ölürken ruhunun ölmediğini, şuur sahibi olduğunu, ziyaret edenleri ve onların yaptıklarını anladıklarını âyet-i kerimeler ve hadis-i şerifler açıkça bildiriyor. Evliyanın ruhları, diriyken olduğu gibi, öldükten sonra da, yüksek mertebededir. Evliyada, dünyada da, öldükten sonra da keramet vardır. Keramet sahibi olan, ruhlardır. Ruh ise, insanın ölmesiyle ölmez. Kerameti yaratan, yalnız Allahü teâlâdır. Her insan, Allahü teâlânın kudreti karşısında, diriyken de, ölüyken de hiçtir. Bunun için, Allahü teâlâ, diriler vasıtasıyla çok şey yaratıp verdiğini, herkes, her zaman görmektedir. İnsan diriyken de, ölüyken de bir şey yaratamaz. Ancak Onun yaratmasına vasıta olmaktadır. (Mişkat)

Resulullahı ve Evliyayı vesile ederek dua etmek caizdir. (Hülasat-ül-kelam)

Ben ölünce beni düşünün, imdadınıza yetişirim. (Mevlana Celaleddin-i Rumi)

Ruhaniyetime teveccüh edin veya Mazhar-ı Can-ı Canan’ın kabrine gidin! Ondan hâsıl olan fayda, bin dirinin faydasından daha çoktur. (Mektubat-ı Dehlevi)

Evliya, Enbiya yaratıcı değildir. Allahü teâlâ istenilen şeyi onların hürmetine yaratır. Yani onlar vesiledir, sebeptir. Cenab-ı Hak, her şeyi yoktan yarattığı halde, yaratmasına bazı şeyleri sebep kılmıştır. Mesela Hazret-i Âdem’i ana-babasız yaratmış, fakat çamuru vesile kılmıştır. Bütün çocukları yaratan da Allahü teâlâdır; fakat çocukların yaratılması için, ana-babayı vesile, vasıta kılmıştır. Hazret-i Âdem’i yarattığı gibi, bütün insanları da ana-babasız yaratabilirdi; fakat ana-babayı sebep vasıta kılmıştır. Onun âdeti böyledir. Onun için Kur'an-ı kerimde, (Allah’a yaklaşmak için vesile arayın) buyuruldu. (Maide 35)

Her şeyi yaratan Allah’tır. (Sebeplere yapışın) buyurduğu için bir sebebe yapışılır. İbni Kemalpaşazade hazretlerinin Hadis-i erbain’deki (Bir işinizde, sıkışıp bunalınca, kabirdekilerden yardım isteyin) ve Deylemi’nin bildirdiği (Kabirdekiler olmasa, yeryüzündekiler yanardı) hadis-i şerifleri de, Allahü teâlânın izniyle, ölülerin dirilere yardım edebildiğini göstermektedir. (M. Nasihat)

Enbiya ve Evliyadan şefaat istemek, yardım istemek, Allahü teâlâyı bırakmak, Onun yaratıcı olduğunu unutmak demek değildir. Bulut vasıtasıyla Allahü teâlâdan yağmur beklemek, ilaç içerek Allahü teâlâdan şifa beklemek, top, bomba, füze kullanarak Allahü teâlâdan zafer beklemek, hep Allahü teâlâdan istemek olur. Bunlar sebeptir. Allahü teâlâ, her şeyi sebeple yaratmaktadır. Bu sebeplere yapışmak, şirk değildir. Peygamberler hep sebeplere yapıştılar.

Allahü teâlânın yarattığı suyu içmek için çeşmeye, Onun yarattığı ekmeği yemek için fırıncıya gidildiği ve Allahü teâlânın zafer vermesi için, savaş vasıtaları ve talim terbiye yapıldığı gibi, Allahü teâlânın duayı kabul etmesi için de, Peygamberin, Evliyanın ruhlarına gönül bağlanır. Allahü teâlânın elektro manyetik dalgalarla yarattığı sesi almak için radyo kullanmak, Allahü teâlâyı bırakıp bir kutuya başvurmak değildir; çünkü radyo kutusundaki aletlere o özellikleri, o kuvvetleri veren, Allahü teâlâdır. Allahü teâlâ, her şeyde, kendi kudretini gizlemiştir.

Müşrik, puta tapar, Allahü teâlâyı düşünmez veya Allah’ın düşmanı olan putları Allah’a yaklaşmak için vesile yaptığını iddia eder. Müşriklerin putlarıyla, Allah’ın sevgili kulları olan Enbiya ve Evliya nasıl aynı kefeye konur? Müslüman, sebepleri, vasıtaları kullanırken, sebeplere, mahlûklara, tesir, hassa veren Allahü teâlâyı düşünür. İstediğini Allahü teâlâdan bekler. Geleni Allahü teâlâdan bilir. Müminler her namazda Fatiha suresini okurken, (Ya Rabbi, dünyadaki arzularıma, ihtiyaçlarıma kavuşmak için maddi sebeplere yapışıyor ve bana yardım etmeleri için, sevdiğin kullarına yalvarıyorum. Bunları yaparken ve her zaman, dilekleri verenin, yaratanın yalnız Sen olduğuna inanıyorum. Yalnız Senden bekliyorum) anlamında söylüyorlar. Her gün böyle söyleyen müminlere nasıl müşrik denir ki?

Enbiya ve evliyanın ruhlarından yardım istemek, Allahü teâlânın yarattığı bu sebeplere yapışmaktır. Bunların müşrik olmadıklarını, halis mümin olduklarını Fatiha suresinin bu âyeti açıkça haber vermektedir. Mezhepsizler maddi sebeplere yapışıyor, nefislerinin isteklerine kavuşmak için, her vesileye, her çareye başvuruyorlar; fakat Enbiya ve Evliyayı vesileye şirk diyorlar. (S. Ebediyye)

Vehhabiler, (İlaç hastalığıma iyi geldi demek veya türbeye gitmek şirktir) dedikleri gibi, öldürüp dirilten yalnız Allah olduğu için, (Terörist falancayı öldürdü) demeye de şirk diyorlar. Elbette öldüren ve dirilten yalnız Allahü teâlâdır. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

(Dirilten ve öldüren yalnız Odur.) [Yunus 56]

(Ölüm zamanında insanı, Allahü teâlâ öldürüyor.) [Zümer 42]

Hazret-i Azrail’in can alması da mecazîdir. (Azrail öldürdü, Azrail can aldı) demek de mecazîdir. Esas öldüren, Allahü teâlâdır. Hastaya şifa veren de Allahü teâlâdır; çünkü Kur’an-ı kerimde, (Hasta olduğum zaman ancak O bana şifa verir) buyuruluyor. (Şuara 80)

Cenab-ı Hak her şeyi sebeplerle yaratıyor. İlaçsız da şifa vermeye gücü yettiği halde, ilacı sebep kılıyor. Her şeyi yaratanın, şifa verenin Allahü teâlâ olduğunu bilen bir müslümanın, (Aspirin başımın ağrısını giderdi) demesi şirk olmaz. Öldüren yalnız Allahü teâlâ olduğu halde, (Falanca falancayı öldürdü) veya (Azrail babamın canını aldı) demek günah değildir.

Aynı mecazlar Kur'an-ı kerimde de vardır. Mesela, (Öldürmek için vekil yapılmış olan melek sizi öldürüyor) buyuruluyor. (Secde 11)

Yine, (Âdem aleyhisselamın oğlu, kardeşini öldürdü) buyuruluyor.  (Maide 30)

O halde, (Şu ilaç hastalığa iyi gelir) veya (Doktor, hastayı iyileştirdi) demek şirk olmaz; çünkü Kur’an-ı kerimde Hazret-i İsa’nın, (A’manın gözünü açarım, Baras hastalığını iyi ederim ve Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim) dediği bildiriliyor. (Al-i İmran 49)

Aynı sapıklar, âyet-i kerimelerdeki mecazî manaları anlamadıkları için -hâşâ- Allahü teâlânın gökte olduğunu, Onun eli olduğunu söylüyorlar. Hâlbuki Türkçede de âyet-i kerimelerde bildirilen mecazların benzerleri çoktur. (İstanbul, valinin elindedir) denince, İstanbul’un valinin emri altında olduğu anlaşılır. Yoksa İstanbul, valinin elinin içinde demek değildir. Mülk suresinde, (Mülk, Allah’ın elindedir) buyuruluyor. Buradaki eli de, insan eli gibi düşünmek çok yanlıştır. Her türlü tasarrufun, hükümranlığın ancak Allahü teâlânın kudreti altında olduğu anlaşılır. Böyle âyet-i kerime ve hadis-i şerifler çoktur. Bunları İslam âlimlerinin açıkladığı şekilde anlamak gerekir. Allah’ın Arş’a hükümran olduğunu bildiren, (Rahman, Arş’ı istiva etti) mealindeki âyet-i kerimeyi de, hâşâ (Allah Arş’ta oturuyor) şeklinde anlamak küfür olur. Onun için Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okumak gerekir. (El-Münkız)

Biri, bir bardak su istese, bu, (Yalnız senden yardım dileriz) âyet-i kerimesine aykırı olur mu? Hangi hususta başkasından yardım istemeyeceğiz?

Bir doktora muayene olsak, ilaç verse, güvensek, (Yalnız Allah’a güvenin) âyetine aykırı olur mu? Topkapı’dan Sirkeci’ye giden tramvaya binsek, (Bu tramvay Sirkeci’ye gider) desek, Allah’tan başkasına mı güvenmiş olacağız? Peygamber efendimizin ve âlimlerin sözlerine güvensek, Allah’tan gayrisine mi güvenmiş oluruz? Demek ki bunların izahı gerekir. Birkaç âyet-i kerime meali:

(Yalnız benden korkun!) [Bekara]

(Eğer iman etmişseniz, onlardan değil benden korkun!) [Al-i İmran 175]

(İnsanlardan korkmayın, benden korkun!) [Maide 44]

Hırsızdan, hainlerden ve yılandan korksak bu âyete aykırı olur mu? Atalarımız, (Allah’tan korkmayandan korkmak gerekir) demişlerdir. Demek ki açıklamaya ihtiyaç vardır.

Kur’an-ı kerimde (Namaz kılın, zekât verin) buyuruluyor. (Hac 78, Nur 56)

Namazın nasıl, kaç rekât kılınacağı, zekâtın nasıl, hangi mallardan verileceği açık değildir. Bütün bunlar, hadis-i şeriflerle ve âlimlerin açıklamasıyla anlaşılmıştır.

(Allah, dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir.) [Araf 155, İbrahim 4]

Bu âyetleri okuyan bir dinsiz, (Doğru yola getiren ve sapıttıran Allah olduğuna göre, beni de dinsiz yapan Odur. Benim bunda ne suçum var?) diyebilir. Bu bakımdan hadis-i şeriflere ve âlimlerin açıklamasına ihtiyaç vardır. Nitekim âyetlerden anladığına uyup, (Hayır-şer Allah’tan olduğuna göre, bize günah işleten de Allah’tır. Biz günahlardan sorumlu değiliz) diyenler çıkmıştır. İşte bu tehlikeyi önlemek için, Peygamber efendimiz gerekli açıklamalarda bulunmuş, âlimler de bunları açıklamış, artık, bahane kalmamıştır. Üç âyet-i kerime meali:

(Kur’anı insanlara açıklayasın diye sana indirdik.) [Nahl 44]

(Verdiğimiz bu misalleri ancak âlim olanlar anlar.) [Ankebut 43]

(Bilmiyorsanız âlimlere sorun.) [Nahl 43]

Bu âyet-i kerimeler, Kur’an-ı kerimi anlamak için Peygamber efendimizin ve âlimlerin açıklamasına ihtiyaç olduğunu bildirmektedir.