BREAKING NEWS
Yaşam

728x90

header-ad

468x60

header-ad

Son yazılarımız

Namaz kılarken güneş doğsa

Sual: Sabah namazının farzını kılarken, Ettehıyyatü'yü okuduktan sonra, Güneş doğsa, namaz bozuluyor. Bu namazı bozulmaktan kurtarmanın yolu yok mu?
CEVAP
İmam-ı a’zam hazretlerine göre, Güneş doğunca namaz bozulmuş olur. Çünkü namazdan kendi isteğiyle çıkmamıştır. Böyle durumlarda Ettehıyyatü’yü okuduktan sonra, Güneş doğmadan önce, hemen selam verilirse, namaz bütün imamlara göre sahih olur. Eğer Güneş doğduktan sonra selam verilmişse, İmameyn'e göre yine namaz sahih olur. Böyle durumlarda İmameyn’in kavli esas alınırsa namaz bozulmaktan kurtulmuş olur. Yani namazı bozulmaktan kurtarmak için İmameyn’in kavline uyulur.

Kameti oturarak okumak

Sual: Ayakta duramayan, fakat oturabilen hasta, namazı oturarak kıldığı gibi, ezan ve ikameti de oturduğu yerden mi okur?
CEVAP
Evet oturduğu yerden okur, mekruh olmaz. (Dürer ve Gurer)

Taklide devam

Sual: Diş dolgusu sebebiyle Mâlikî’yi taklit edenin, hangi durumlarda artık taklit etmesi gerekmez?
CEVAP
Taklide devam etmesi gereken durumlar:
1- Diş dolgusu olduğu müddetçe taklide devam eder.
2- Yaşlı dul kadın, artık hiç cünüp olmasa da, dişinde dolgu var iken, son guslü Hanefî’ye uygun olmadığı için, yine taklide devam eder.

Taklidi bırakması gereken durumlar:
1- Dolguları düşen, gusletse veya sadece ağzını yıkasa, Hanefî'ye göre de guslü sahih olacağı için, taklide devam etmez.
2- Çok yaşlı erkek veya dul kadın, dolgu yaptırsalar bile, eğer hiç cünüp olmayacaklarsa, artık bunların taklide devam etmeleri gerekmez. Fakat cuma ve bayram günlerinde, Arafat’ta ve ihrama girerken gusletmek sünnettir.

Bunlar, herhangi bir sebeple cünüp olurlarsa taklit gerekir.

İğne yaptırmak orucu bozar mı?

İğne yaptırmak orucu bozar mı?
Sual: (S. Ebediyye’de, iğne [enjeksiyon] yaptırmanın, serum vermenin İmameyn’in kavline göre orucu bozmadığı yazılıdır) deniyor. Doğru mu?
CEVAP
Doğru değil. Bir yanlış anlaşılma var. Serum ve iğne, dört mezhepte de orucu bozar. S. Ebediyye’de Merakıl-felah şerhinden alınarak şöyle deniyor:

(Başta ve gövdedeki yaraya konulan ilacın, sıvı olsun, katı olsun, beyne ve hazım yoluna gittiği bilinirse, oruç bozulur. İçeri gittiği iyi bilinmezse, ilaç sıvı ise, İmam-ı a’zam bozulur dedi. İki imam ise, içeri gittiği iyi bilinmeyince bozulmaz dedi. İçeri sızdığı iyi bilinmeyen ilaç katı ise, üç imam da, bozulmaz dedi.)

Bundan anlaşılıyor ki, sızdığı iyi bilinen ilaç, katı da olsa, sıvı da olsa, üç imam da (Orucu bozar) buyurmuştur. Koldan, bacaktan, her yerden deri altına, adaleye iğne ile yapılan aşı, ilaç enjeksiyonlarının orucu bozacağı, buradan anlaşılmaktadır. (S. Ebediyye)

Görüldüğü gibi, yapılan iğnelerin, serumların orucu bozduğu açıkça bildirilirken, (Bozmaz) diyenlere itibar etmemelidir.

Orucu kazaya bırakmak

Sual: Ramazan ayı sıcak ve uzun günlere denk geliyor. İşimizin olduğu günlerde oruç tutmayıp kışın kısa günlerde kaza etsek bir mahzuru olur mu?
CEVAP
Çok mahzuru olur. Orucu kazaya bırakmayı mubah kılan özürlerin dışında, kazaya bırakmak haramdır, büyük günah olur. İki hadis-i şerif:

(Ramazanda mazeretsiz bir gün orucunu bozan kimse, ömür boyu oruç tutsa, o günü kaza edemez, yani o orucun sevabına kavuşamaz.) [Buhârî]

(Ramazanda bir gün oruç tutmayan, onun yerine bütün yıl oruç tutsa, o bir günkü sevaba kavuşamaz.) [Tirmizî]

Hadis-i şerifin birinde (bütün yıl) denirken, diğerinde (ömür boyu oruç tutsa) deniyor. O hâlde, Ramazan-ı şerifte oruç tutmayı ganimet bilmeli. 8 ve 16 Haziran tarihli yazılarımızdaki bildirilen şer’i bir mazeret olmadıkça, (İşim var, imtihana gireceğim, sahura kalkamadım, havalar sıcak) gibi bir bahane ile orucu kazaya bırakmak asla caiz olmaz.

Oruç tutarken

Sual: Oruçluya şeytanın vesvese veremeyeceği, ona yaklaşamayacağı doğru mudur?
CEVAP
Evet, doğrudur. İmam-ı Şa’rânî hazretleri buyuruyor ki: Orucun birçok faydasından biri de, bedenimize şeytanın gireceği bütün yolları tıkamasıdır. (Uhud-ül-kübra)

Zengin olmak ve iflas etmek

Zengin olmak ve iflas etmek

Sual: Bir öğretmenin, bir avukatın, bir doktorun beş on yıl kadar bir zamanda holding sahibi olacak kadar zenginleşmeleri, daha sonra borsada bile işlem gören bu şirketlerin zarar edip iflas etmesi nasıl mümkün olur? Demek istediğim şu: Hırsızlık yapmadan zengin olunmaz ve zengin bir şirket de, bir dalavere olmadan batmaz. Bu görüşlerim gerçek değil midir?

CEVAP
Zengin olmak için illa diploma veya herhangi bir meslek sahibi olma şartı yoktur. Yani zengin olmak için illa ilkokul mezunu olmak veya üniversite mezunu olmak diye bir şart yoktur. Meslek olarak da öyle. Keresteci olan muhakkak zengin olur da, mermerci olan zengin olamaz diye bir kural yoktur. Türkiye’nin iki büyük zengini Koç ve Sabancılara bakın, ne tahsil yönünden, ne de meslek yönünden, emsali olup da zengin olmayanlardan farkı yoktur.

Zengin olan herkesin gayri meşru yoldan zengin olduğunu söylemek çok yanlıştır. Adam hisse senetleri ile zengin olur, işleri rast gider zengin olur. Zengin olmanın yolları çoktur. Miras kalır zengin olur, piyango çıkar zengin olur, define bulur zengin olur. Bir buluş yapar zengin olur. Olur da olur. Microsoft ve Google sahiplerinin kısa zamanda dünya çapındaki zenginliği ise herkesin malumudur. Zengin olmanın dinle de alakası yoktur.

Kazanmasını ve harcamasını yani hesabını kitabını bilerek çalışan herkes zengin olabilir, olmayabilir de. Çalmakla insan muhakkak zengin olmaz. Piyasada hırsız dolu, hemen hepsi de fakirdir. Zengin olmayı hırsızlığa bağlamak servet düşmanlığı veya başka bir art niyetin ürünüdür.

Bir diğer husus da, her şirket her zaman kâr edecek diye de bir kaide yoktur. Kâr ettiği zaman da olur, zarar ettiği zaman da. Osmanlı devleti bile dünyaya hakim iken yıkıldı. Kemal de zeval de insanlar içindir. Her şirketin iyi kötü durumları olabilir. Kâr etmesini veya zarar etmesini gayri meşruluk ile suçlamak normal bir durum değildir.

Herhangi bir Holding ve buna bağlı şirketler borsada işlem görürse, bu şu demektir:
(Bu şirketlerin A' dan Z' ye kadar her şeyleri devletin bilgisi ve kontrolü dahilindedir. Gelirleri, giderleri bellidir, yani her şeyi belgelerle sabittir. Haksız kazanç sağlayan hemen belli olur, devlet ensesine yapışır.)

Bunların istisnaları olmaz mı? Elbette olur. Ama istisna kaideleri bozmaz.

Nutuk ve hutbe çekerken maksat

Nutuk ve hutbe çekerken maksatSual: (Cuma hutbeleri, çok heyecansız oluyor. Heyecanlı olmalı, cemaati coşturmalı, Allah korkusundan ağlatmalı, bayılanlar, nâra atanlar olmalı) deniyor. Hutbelerin maksadı bu mudur?
CEVAP
Hutbe, nutuk çekme veya konferans verme yeri değildir, ibadettir. Nur-ül-izah kitabında, (Hutbeyi kısa okumak sünnet, uzun okumak mekruhtur) buyuruluyor.

Hutbeye dünya sözü karıştırmak haramdır. Nutuk, konferans şekline sokmak caiz olmaz. Hutbede, kısaca vaaz edilir. Hikâye, siyaset, ticaret ve başka dünya işleri anlatılmaz. (S. Ebediyye)

Hutbede konuşmak ve hutbeden başka şeyler söylemek haram olduğu gibi, hutbe de fasit olur. Hutbe bozulduğu için cuma namazı da kabul olmaz. (Ey Oğul İlm.)

Hutbelerin bir kısmını bile Arapçadan başka dille okumak bid'attir. (El-edille)

Demek ki, hutbe okumaktan maksat, cemaati coşturmak, ağlatmak, bayıltmak veya nâra attırmak değildir. Fıkıh kitaplarına uymayanların böyle söylemelerine itibar etmemelidir. Hutbede cemaate âmin dedirtmek bile caiz değildir. Namaz gibidir. Salevat-ı şerife söylenmez.

Bin dost az
Şerrin azı da çoktur, hayra bir sınır yoktur,
Bin dostun olsa azdır, bir düşmanınsa çoktur.

Kâfir bankasında çalışmak
Sual: Meşihat-i islamiyyenin yani eskiden İstanbul'da din işlerini idare eden Osmanlı Devleti’nin Diyanet İşleri dairesinin (Ceride-i ilmiyye) kitabının 29 Şubat 1336 ve 9 Cemazil-uhra 1338 tarih ve 55. sayısının 1744. sayfasında yazılı fetvada, (Gayrimüslim bir ülkede kâfir bankasına para yatırıp, bankadan faiz almak, şer’an helâl olur) buyuruluyor. Peki, böyle bir bankada çalışıp alınan maaş da helâl olur mu?
CEVAP
Evet, böyle bir bankada çalışıp maaş almak da, helâldir. (S. Ebediyye)

Besle kargayı
Acırsan hâine, evini soyar,
Beslersen kargayı, gözünü oyar.

Kâfir ülkesinde
Sual: Yıllarca Rusya’nın zulmü altında kalıp da, namazın ve orucun farz olduğunu duymayan kimse, daha sonra bunların farz olduğunu öğrenince, bunları kaza etmesi gerekir mi?
CEVAP
Müslümanların çoğunun bildiği şeyleri bilmemek ve öğrenmemek günah olur. Hangi ülkede olursa olsun İslam bilgilerinin yaygın olduğu yerde, bilmemek özür olmaz, günah olur. (S. Ebediyye)

Bunun için o namazları ve oruçları kaza etmesi gerekir. Kâfir ülkesinde de olsa, içkinin, zinanın haram olduğunu çok Müslüman biliyorsa bilmeyenlerinki özür olmaz.

Eğer bulunduğu yerdeki Müslümanların çoğu namazın, orucun farz olduğunu duymamışsa, o zaman mazur olur. Çünkü İslam Ahlakı kitabında, (Kâfir ülkesinde, farz olduğunu bilmediği için kılmadığı namazları, tutmadığı oruçları ve vermediği zekâtları kaza etmez) deniyor.

Büyüğü küçük görme
Büyüklük insanlara, Hak'tan birer atâdır,
Büyüğü küçük görmek, çok büyük bir hatadır.

Kelimeler:
Atâ: Hediye

Oruç tutmak ve sıhhatli olmak

Sual: Oruç tutmak vücuda zararlı mıdır?
Cevap: Oruç mide rahatsızlığına sebep olmaz. Bilakis midenin sıhhatine faydalıdır. Bu husus, bugünkü modern tıp mütehassısları tarafından, açık ve kesin bir şekilde ispat edilmiştir. Muhtelif yabancı dillerde, mütehassıs tabipler tarafından yazılmış tıp kitaplarında, bir çok hastalıkların perhiz yapmakla tedavi edilecekleri, yahut perhiz yaparak tedavinin kolaylaşacağı bildirilmektedir. Midesinden rahatsız olan kimse, hâmile kadın, süt veren kadın ve hastalığının artacağından korkan kimse, harp eden asker ve seferî yani insan yürüyüşü ile üç günlük [Hanefide yüzdört, diğer üç mezhepte seksen kilometre] yola giden yolcular oruç tutmayabilirler.

Orucun sıhhate zararlı değil, bilakis çok faydalı olduğunu bazı misallerle ispat edelim:
Hadîs-i şerifte, (Oruç tutunuz, sıhhat bulunuz) buyurulmuştur.

Oruç, bir sene boyunca durmadan çalışan mide ile beraber bütün hazım [sindirim] cihazının [sisteminin] istirahate sevk edilmesi ve insan vücudunun bir tasfiyeye tâbi tutulmasıdır. Böylece, hazım cihazı dinlendirilmiş olur. İnsanlarda en çok görülen rahatsızlık, hazım bozukluğudur. Şişmanlık, kalp ve damar hastalıklarına, şeker hastalığına ve tansiyon yüksekliğine sebep olmaktadır. Oruç, bütün bu hastalıklara karşı koruyuculuk vazifesi yaptığı gibi, bir de tedavi vâsıtasıdır. Bugün bir çok hastalıktan kurtulmak için, perhiz lâzım olduğunu yukarıda bildirmiştik.

Oruç ile, insanın güçlü bir irade kuvveti kazanacağı şüphesizdir. Bu sebep ile alkol, uyuşturucu gibi, kötü alışkanlıklardan oruç vesilesi ile kurtulanlar çok görülmektedir.

Oruç, vücuttaki karbonhidrat, protein ve bilhassa yağ depolarının harekete geçirilmesini sağlar. Oruç sâyesinde madde süzmekten kurtulan böbrekler, bir revizyona [tamire] girerek, dinlenme ve yenilenme imkânı bulurlar. (Cevap Veremedi s. 234)

***
Sual: Orucu kurtarmak için akşam namazını önce kılıp sonra iftar edilmesinin mahzuru olur mu?
Cevap: İftarı akşam namazından önce yapmak müstehab ise de, bir ibadeti bozmak şüphesinden kurtarmak için müstehab terk edilmelidir. Önce akşam namazını kılmalı, sonra iftar etmelidir. Böylece iftar yine, yıldızlar görünmeden önce olur. Yani acele edilmiş olur ve oruç, bozulmak tehlikesinden kurtulur. Akşam namazını vakti çıkmadan, tekrar kılmak mümkündür. Takvim, saat, kandil, top ve ezan yanlış olunca, oruç kurtulmaz. İbni Âbidîn, namaz vakitlerini anlatırken buyuruyor ki:

“İftar etmek için, güneşin battığını iki adil Müslümanın haber vermesi lazımdır. Haber veren bir kişi olursa da, beis yoktur.”

Görülüyor ki, takvimi hazırlayanın ve iftar topu atanın, ezan okuyanın adil olmaları lazımdır. Adil demek, büyük günah işlemeyen ve küçük günaha alışık olmayan demektir. Bunun için, ramazanın, bayramın ve hac zamanının gelmesini, iftar ve namaz vakitlerini anlamakta ve bütün din işlerinde, itikadı ve ameli bozuk olanların sözlerine uymak caiz değildir.

***
Sual: İmsak vaktinden önce ve imsaktan sonra oruca nasıl ve ne şekilde niyet edilir?
Cevap: İmsak vaktinden önce oruca niyet ederken; “Niyet ettim, yarın oruç tutmaya” denir. İmsak vaktinden sonra niyet ederken; “Niyet ettim bugün oruç tutmaya” diye niyet edilir.

***
Sual: Camiye giden kimse, yatsının farzı mı yoksa teravih mi kılındığını bilemese, bunun nasıl hareket etmesi gerekir?
Cevap: Camideki cemaate, namaz arasında yetişen kimse, yatsının farzı mı, teravih mi kılındığını anlayamasa, farza niyet ederek imama uyar. Eğer teravih kılınıyorsa, bunun namazı, farzdan önce olduğu için nafile olur. Çünkü farzdan önce teravih kılınmaz. Hemen farzı yalnız kılıp, teravihin bir kısmını cemaat ile kılar. Noksan kalan rekâtlarını, sonra yalnız kılar. Bundan sonra da, vitir namazını kılar.

***
Sual: Ramazanda bir özür sebebiyle tutulamayan oruçları kaza etmek de farz mıdır ve bunların niyet zamanı da, Ramazan orucundaki gibi midir?
Cevap: Ramazan-ı şerif orucu, her Müslümana farz olduğu gibi, bir özür sebebiyle tutamayanların kaza etmeleri de farzdır. Kaza ve kefaret orucuna, muayyen olmayan adak oruçlarına fecirden yani imsakten sonra niyet edilemez.

Uyku abdesti bozar

Sual: Vehhabiler, Mekke’de yatıp uyuduktan sonra, kalkıp namaz kılıyorlar. Bunların mezhebinde uyumak abdesti bozmuyor mu?
CEVAP
Dört hak mezhepte de yatıp uyumak abdesti bozar. Vehhabiler, dört hak mezhebin dışında oldukları için öyle yapıyorlar. Uykunun abdesti bozmasında dört mezhebe göre bazı farklılıklar vardır:

Hanefî mezhebinde: Makatın gevşek olacağı bir hâlde, mesela yan veya sırt üstü yatarak veya dirseğine yahut bir şeye dayanıp uyumak abdesti bozar. Dayandığı şey çekilince düşmezse, bozulmaz. Namazda düşmeden uyumak abdesti bozmadığı gibi, namaz dışında dizleri dikip, başını dizlerine koyarak, diz çökerek, bağdaş kurarak, teverrük ederek uyumak da bozmaz.

Hanbelî mezhebinde: Her ne hâl ve şekilde olursa olsun, uyku abdesti bozar. Ancak az sayılan oturma ve ayakta durma hâlindeki hafif uyku abdesti bozmaz.

Mâlikî mezhebinde: Ağır uyku, kısa sürse de abdesti bozar. Yatsa da, otursa da, secde hâlinde olsa da, hattâ ayakta olsa da abdesti bozar. Kısa bir an olursa bozmaz.

Şâfiî mezhebinde: Eğer makatı yere yerleşmişse, uyumak abdesti bozmaz. Bunun haricindeki uyku şekilleri bozar.

Şu hâlde yatarak uyumak dört mezhepte de abdesti bozuyor. (Mezahib-i Erbaa, Mizan-ül Kübra, Hindiyye)
Demek ki, dayanmadan uyumak, sadece Hanefî’de bozmuyor. Onların yatıp uyuduktan sonra, kalkıp abdest almadan namaz kılmaları, dört mezhepte de caiz değildir.

Kazası olmayan

Sual: Kazası olmayan, kaza namazı kılarken, farzların üçüncü ve dördüncü rekâtlarında zamm-ı sure okur mu?
CEVAP
Evet, okuması gerekir, çünkü kazası yoksa o nafile olur. Nafile olunca da, her rekâtta zamm-ı sure okumak vacibdir, fakat vaktin sünnetlerini, kuşluk, teheccüt gibi sünnetleri kılarken, kazaya da niyet edince, üçüncü ve dördüncü rekâtlarda zamm-ı sure okumak gerekmez. Çünkü o vakitte bir namaz kılınınca sünnet de kılınmış oluyor. Onun için zamm-ı sure okumak gerekmiyor. Okunursa da, bir mahzuru olmaz.

Aynı kelimeyi tekrarlamak

Sual: Namazda, aynı kelime tekrar edilirse, namaz bozulmuş olur mu?
CEVAP
Yanlış okununca, düzeltmek için tekrar okumak gerekir. Tekrar okumak namazı bozmaz.

Kâbe’de namaz

Sual: Kâbe’de erkek kadınla yan yana cemaatle namaz kılabilirler mi?
CEVAP
Kılabilirler. Bu, sadece Kâbe’ye mahsus istisna bir durumdur. (Dürr-ül-muhtar)

Yanlış kullanılan tâbirler: Gerici ne demektir?

Sual: Günümüzde, namaz kılan, oruç tutan, tesettüre uyan Müslümanlara gerici deniyor. Gerici ne demektir?
CEVAP
İslamiyet’ten önce, Arabistan halkı çok vahşi idi. Kâbe’yi çıplak olarak tavaf eder, tesettüre riayet etmez, putlara tapar, kız çocuklarını diri diri toprağa gömerlerdi. Şarapçı, kumarbaz, faizci ve tefeci idiler. İslâmiyet gelince, bunların hepsi kaldırıldı. İnsanlar medenileşti. Resulullah efendimizin vefatından sonra, İslamiyet’i bırakarak dinden dönüp, eski kötülüğe dönenlere mürted ve mürteci [gerici] adı verildi. Dini bırakıp eski rezalete dönmeye irtica [gericilik] dendi.

Bu tâbirler, Tanzimat’a kadar bu manada kullanıldı. Devrimcilerin, evrimcilerin ve ittihatçıların tepki, etki ve yetkisiyle Tanzimat’tan sonra, dini bırakmaya değil, aksine Müslümanca yaşamaya irtica dendi. Namaz kılan, içki içmeyen, tesettüre uyan, kumar oynamayan Müslümanlara gerici dendi. Mürtede, aslını inkâr edene, ahlaksıza, edepsize, soysuza, ayyaşa, namussuza ilerici denmeye başlandı. Üniversiteyi bitirmiş, ilim, sanat, ticaret sahibi, her yönüyle kültürlü, ahlaklı, faziletli, kanunlara uyan ve herkese iyilik eden, gerçek bir Müslüman, bu taşkınlıklara katılmadığı için, ona gerici dendi.

Böyle ilericiler, gençleri fuhşa, tembelliğe, dünyada felakete, ahirette de sonsuz azaplara sürüklüyorlar. Aile yuvalarının yıkılmasına sebep oluyorlar. Kısacası, gayrimüslimlerin yalnız ahlaksızlıklarını taklit edenlere ilerici, aydın, medeni, entelektüel diyorlar. Cennete, Cehenneme inanan Avrupalı ve Amerikalı Hristiyanlara gerici demediklerine göre, ne kadar kültürlü olursa olsun, kendi ahlaksızlıklarına uymadıkları için gerçek Müslümanlara gerici dedikleri görülüyor.

Fransızca olan entelektüel kelimesi, aydın, münevver demektir. Aydın ve münevver ise, nurlu, dinin emrine uyan salih Müslüman demektir. Bu kıymetli tâbirleri din düşmanları kendilerine alıyor, Müslümanlara açıkça, (Sen Müslümansın onun için kötüsün) demiyorlar, çeşitli yaftalarla saldırıyorlar. Mesela, dinci, kökten dinci, çağ dışı, gerici, irticacı, çember sakallı, örümcek kafalı, yobaz, mürteci, bağnaz, mutaassıp, tutucu, muhafazakâr, softa, aşırı sağcı, ilkel, şeriatçı, tarikatçı, hilafetçi, padişahçı, saltanatçı, fundamentalist, radikal gibi yaftalarla hakaret ediyorlar. Tesettüre, tesbihe, takkeye, sakala hücum ederek dini kötülüyorlar. Müslümanlığa, hortlatılan kara kuvvet, Kur'an-ı kerime çöl kanunu, ibadete müzik karıştırmaya uygar batı dini, haram işleyenlere sanatçı diyorlar.

Müslüman, bu kelimelerin ne anlama geldiklerini, ne maksatla söylendiklerini bilerek dostunu düşmanını iyi tanımalıdır.

İnsanların en büyük ihtiyacı

İnsanların en büyük ihtiyacıHikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Allahü teâlânın bize nasıl muamele etmesini istiyorsak, biz de Onun kullarına öyle davranmalıyız. Eğer Onun kullarına zulmedersek, O da bize ceza verir. Eğer Onun kullarını affedersek, O da bizi affeder. Onun kullarına ihsan ve iyilikte bulunursak, O da bize mutlaka ihsanda ve iyilikte bulunur.

İnsanların zaruri ihtiyaçlarını karşılamak, Cenab-ı Hakk’ın en çok sevdiği iyiliktir. Bugün insanların en çok dine ihtiyacı var. Günümüzde yapılacak yegâne hizmet, İslamiyet’e hizmettir. Bu da, eldeki imkânlarla, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından çevremizdekilere vermek, buna imkânımız yoksa bu kitapları yayanlara herhangi bir şekilde yardım etmekle olur. Bu yardımı da yapamayan, hiç olmazsa onlara dua etmelidir.

İnsanların dünyalık ihtiyaçlarına yardım etmek çok kıymetli bir iyiliktir. Ama bunu bir kâfir de yapabilir. Yapılan bu iyilik, üç beş günlük dünyada bir an için rahatlatır. Sonsuz olan öbür tarafı ne yapacak? Sadece bu iyiliği yaparsak, aynı iyiliği yapan kâfirden iş olarak ne farkımız kalır? Cehennemden nasıl kurtulacak bu insan? Asıl bunu düşünmeli. Bugün her insanın en büyük ihtiyacı, ateşten kurtulmasıdır. Onu oradan kurtarmadıktan sonra, onu giydirmenin, yedirip içirmenin, ne faydası var? Kurbanlık koyunu en iyi yemlerle besle, kurdele ile süsle, boya, birkaç tane de boynuzlarına altın tak, ondan sonra bıçağın altına yatır! Yapılan süslerin koyuna ne faydası olur?

İnsanın, bir kendisi için yaptığı ibadetler var, bir de sebep oldukları var. İnsan, kendisi için yaptığı kusurlu ibadetin, Allah katında makbul olup olmadığını bilemez. Ama bir kişinin kurtulmasına, bir kişinin hidayetine sebep olmak, bir kişinin gıyabında duasını almak, riyasız, gösterişsiz, kibirsiz olacağı için, çok makbuldür. O bakımdan yapılan bu hizmetler, dağlar kadar günahlarımıza inşallah kefaret olur ve kurtuluşumuza vesile olur.

Bir iş ne kadar kıymetliyse, onun engeli o kadar çok olur. Birçok sıkıntılarla karşılaşılır. Ama sonuna kadar sabırla yürümeli. Kim, kime güveniyorsa yardımı ondan beklesin! (Kim Allah içinse, Allah da onun içindir) buyuruluyor. O hâlde mümin, her durumda sadece Allah’a güvenmeli ve Ondan yardım beklemelidir.

Günahların affolması için

Sual: Taberanî’de (Çarşamba, perşembe, cuma günleri oruç tutup, cuma günü de az çok sadaka verenin, günahları affolur, anasından doğduğu gündeki gibi temiz olur) mealinde bir hadis var. Bu hadis sahih ise üç gün oruç tutup, biraz da sadaka verince günahların hepsi nasıl affolur ki?
CEVAP
(Sahih ise) denmez. İmam-ı Taberanî gibi büyük bir hadis-i şerif âliminin kitabında uydurma hadis bulunmaz. Biz sıradan bir Müslüman olarak hadis uydurmaktan korkarız da, o büyük zat korkmaz mı hiç? (Hadis uyduran Cehennemdeki yerine hazırlansın!) ve (Uydurma hadisi rivayet eden, onu uyduran gibi Cehennemdeki yerine hazırlansın!) meallerindeki hadis-i şerifleri her hadis âlimi bilir. Bunun için hiçbir hadis âlimi, hadis uydurmaz ve uydurulmuş bir sözü hadis diye kitabına almaz. Bunun için muteber bir kitaptaki hadis-i şerifi anlayamasak da, açıklayamasak da, uydurma demekten çok sakınmalıyız.

Hadis-i şeriflerde detay olmaz. Günahların affolması için bazı şartlar vardır. Birincisi, Müslüman olmaktır. Bir gayrimüslim oruç tutsa günahları affolmaz. İkincisi, Ehl-i sünnet itikadında olmak şarttır. Ehl-i sünnet olmayanların günahları oruç tutmakla affolmaz. Üçüncüsü, haram işleyenlerin, namaz kılmayanların günahları affolmaz. Ramazan orucunu tutmayıp, çarşamba, perşembe, cuma günleri nâfile oruç tutmakla günahlar affolmaz.

Bu üç maddenin üçü de olsa, nâfile oruçla, sadaka vermekle büyük günahlar değil, küçük günahlar affolur. Bunları bilmeden, hüküm vermeye kalkışmak çok yanlış olur.

Küfür İman
Dini doğru öğrenmek lazımdır her insana,
Küfür bırakılmazsa, kavuşulmaz imana.

Hediyeyi haram etmek

Sual: Bir kimseye yiyecek hediye edilse, o da o hediyeyi yese, bir süre sonra, hediyeyi veren, ona herhangi bir sebeple darılıp, (Verdiğim şey sana haram olsun) dese, o yiyecek, hediye edilen kimseye haram olur mu?
CEVAP
Hayır, haram olmaz. Hediyeyi veren geri isterse, hediyesi yenmiş veya hediyede değişiklik meydana gelmişse, geri vermesi gerekmez. Hediye mevcut olsa ve bir değişiklik de olmasa bile, verilen hediyeyi geri istemek çirkindir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:

(Verdiği hediyeyi geri isteyen, kustuğunu yalayan köpek gibidir.) [Buhari]

Herkese Lazım Olan İman

Sual: Herkese Lazım Olan İman kitabı nelerden bahsediyor?
CEVAP
Bu kitap, 4 bölümden meydana gelmiştir:

1- Bu bölümde, Mevlana Halid-i Bağdadi hazretlerinin İtikadname kitabının tercümesi mevcuttur. İmanın ve İslam’ın şartları, geniş olarak açıklanmıştır.

2- Allahü teâlânın varlığına iman, Peygamberler, dinler ve kitaplar hakkında bilgi verilmiştir. Müslüman olmadıkları halde Müslümanlığa hayran olanların ve sonradan Müslümanlığı seçenlerin, İslamiyet hakkındaki sözleri yazılmıştır.

3- Bugünkü Tevrat ve İnciller’deki hatalarla, Kur’an-ı kerim hakkında bilgi vardır. Ayrıca Resulullah efendimizin mucizeleri, faziletleri, güzel ahlak ve âdetleri bildirilmiştir.

4- Bu bölümde, İslamiyet hakkında geniş bilgi mevcuttur. İslam dinine yapılan iftiralara da cevap verilmiştir. İslamiyet bir vahşet dini değildir, Haçlı seferleri, Müslümanlara yapılan zulümler, İngilizlerin İslam düşmanlığı, Müslümanlar cahil değildir, Din ile felsefenin farkı, İslamiyet’te felsefe var mıdır gibi konular da mevcuttur.

Kitabın önsözünde özetle deniyor ki:

(İslam dininin inançlarını, emir ve yasaklarını bildiren binlerce kıymetli kitap yazılmış, bunların çoğu, yabancı dillere çevrilerek, her ülkeye yayılmıştır. Buna karşılık, kısa görüşlü kimseler ve İngiliz casuslarına aldanmış olan cahil din adamları, her zaman, İslam’ın faydalı ahkâmına yani emirlerine ve yasaklarına saldırmış, onu lekelemeye, değiştirmeye, Müslümanları aldatmaya uğraşmışlardır.

Kur’an-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden, yanlış, bozuk manalar çıkarılacağını, böylece 72 sapık fırkanın türeyeceğini, Resulullah efendimiz haber vermiştir. Büyük İslam âlimi ve din profesörü adı altında ortaya çıkmakta olan, bu sapık fırkalardaki kimselerin kitaplarına, konferanslarına aldanmamalı, bu din, iman hırsızlarının tuzaklarına düşmemek için, çok uyanık olmalı. İslam âlimleri, bunların hepsine, gerekli cevapları önceden yazmışlar, Allahü teâlânın dinini, huzur ve kurtuluş yolunu bildirmişlerdir.

Biz de bu kitabımızda, hakiki âlimlerden, büyük İslam âlimi, Mevlana Halid-i Bağdadi hazretlerinin İtikadname kitabını seçtik. Neşrolunmasını nasip ettiği için, Allahü teâlâya sonsuz hamd ve şükürler olsun! İmanın altı esası üzerinde, bu kitabımızda geniş bilgi vardır. Her Müslüman bu kitabı iyi okumalı, çocuklarının ve bütün tanıdıklarının okumaları için gayret etmelidir.)

Bu kıymetli kitap, www.dinimizislam.com ve www.hakikatkitabevi.net sitelerinden sipariş edilebileceği gibi, ücretsiz olarak da okunabilir, indirilebilir ve sesli olarak da dinlenebilir.

Helal gıdanın önemi

Sual: Şimdiki çocuklar istenildiği gibi neden eğitilemiyor?

CEVAP

Çocuğu helal gıda ile beslemelidir! Haram gıdanın etkisi çocuğun özüne işler, çocukta uygunsuz işlerin meydana gelmesine sebep olur. Hadis-i şerifte (Yiyip içtikleriniz helal, temiz olsun! Çocuklarınız, bunlardan hasıl olur) buyuruldu.

Çocukları, ahlaksız kadınlara da emzirtmemelidir! Peygamber efendimiz, ahmak kadınları da süt anne olarak tutmamayı, sütün kötü etkisinin olacağını bildirmektedir. Buradan kâfir kadını süt anne olarak tutulmaz manası çıkarılmamalıdır! Zira fıkıh âlimi İbni Âbidin hazretleri, (Kâfir kadının Müslüman çocuğa ve Müslüman kadının kâfir çocuğa süt anne tutulması caizdir) buyurmaktadır. (Redd-ül Muhtar)

İbrahim Ethem hazretlerine, gece gündüz ibadet eden, vecde gelip kendinden geçen bir gençten bahsettiler. Gencin yanına gidip üç gün misafir kaldı. Çok acaip haller gördü. Gencin bu halinin şeytandan olup olmadığını öğrenmek istedi. Yediğine baktı. Helalden değildi. Bu hallerin şeytandan olduğunu anladı. Genci evine davet etti. Gence helal yemek verdi. Gençteki eski aşk ve gayret kalmadı. Genç, bana ne yaptın dedi. İbrahim Ethem hazretleri, gence, (Sendeki haller şeytandandı. Helal yiyince şeytan giremedi. Esas halin meydana çıktı) buyurdu. (Tezkiretül-evliya)

Haram yemek kalbi karartır, hasta eder. Zünnun-i Mısri hazretleri buyurdu ki:

Kalbin kararmasının dört alameti vardır:


1- İbadetin tadını duymaz.
2- Allah korkusu hatırına gelmez.
3- Gördüklerinden ibret almaz.
4- Okuduklarını, öğrendiklerini anlayıp kavrayamaz.

Muhammed bin Fadl Belhi hazretleri de buyurdu ki:

Kalbin kararmasına 4 şey sebep olur:


1- Öğrendiği ile amel etmemek.
2- Bilmeyerek yapmak.
3- Bilmediklerini öğrenmemek.
4- Başkasının öğrenmesine mani olmak.

Nefs, kötü isteklerden [dinin yasakladığı şeylerden] kurtarılınca, kalb temizlenir.

***

Sual: Büyük günah işleyen; fakat kazancı helal olanın yemeğini yemek, caiz midir?

CEVAP

Evet, gerektiğinde yemek caizdir. Mesela içkili lokanta işletenin yemeğini yemek caizdir.

***

Sual: Fırına verdiğimiz patatesli pideleri, fırıncı başkasına vermiş. Bize kıymalı pide kalmış. Fırıncı bunları da siz alın, dedi. Ne yapmak gerekir?

CEVAP

Kıymalı pidelerin sahibi biliniyorsa, gidip helâlleşmeli. Sahibi belli değilse, yiyen için bir mahzuru yoktur. Fırıncı, yanlış verdiği için, ihmali varsa, günahı ona ait olur.

***

Sual: Bölünmeden mirastan gelen hediyeyi yemek caiz mi?

CEVAP

Hayır.

***

Sual: Bir arkadaş, başka yerdeki arkadaşına vermem için bir kutu çikolata verdi. Yolda çikolataların yarısını yedim. Varınca, çikolataların yarısını yediğimi söyleyip helalleştim. Habersiz yediğim için günah oldu mu?

CEVAP

Emanete hıyanet etmişsiniz. Helalleşmeden ölebilirdiniz de. Fakat helalleştiğinize göre, sadece mekruh olur. (Hindiyye)

***

Sual: Kesin izin vereceğini bilinen kişinin malını yemek caiz mi?

CEVAP

Caiz. Ama suizanna sebep olacak şeyden uzak durmalı

***

Çocuğun getirdiği su

Sual: Çocuğun getirdiği mubah suyu içmek niye caiz değildir? Evin çeşmesindeki suyu getirse yine mi içilmez? Mubah su ne demektir?

CEVAP

Herkesin kullanabildiği göl, pınar, ırmak gibi sulardır. Çocuk bu suyu alınca onun mülkü olur. Çocuk, mülkünü başkasına hediye edemez. Ama evin içindeki su onun değildir. Onu getirirse, ana babası içebilir. Marketten aldığı şişe suyu onun mülkü olur. Onu kimseye hediye edemez.

Ana, baba veya veli, çocuğun malını kimseye hediye edemez. Birine hediye etmek isterse, önce bunun kıymeti kadar parayı ona hediye eder. O da, bu para ile çocuğun malını velisinden satın alır. Bu para çocuğun olur. Veli, kendi parasıyla çocuğun kullanması için aldığı şeyleri dilediğine hediye edebilir. Çocuk malını ana veya babasına verse, bunların mülkü olmaz. (S. Ebediyye)

Hak helal etmek

Haklarını helal etmek!

Sual: Bende, mâlî, nefsî, ırzî ve mahremî gibi çeşitli hakları olan bir kişiye, bu hakları teker teker saymadan, (Bana bütün haklarını helal ettin mi?) desem, o da, (Evet, hepsini helal ettim) dese, haktan kurtulur muyum?
CEVAP
Evet. Helalleşirken günahı bildirmeyip, bendeki haklarını affet demek, caizdir. (İslam Ahlakı)

Bir kimse, diğerine, (Benim üzerimdeki bütün haklarını bana helal et) dese, o da (Helal ettim) dese, bütün haklarını helal etmiş olur. Şayet hak sahibi, o şahsın üzerinde bulunan haklarını biliyorsa, hem hükmen, hem de diyaneten, teklif sahibi olan şahıs, bunlardan kurtulur. Şayet bilmiyorsa, bütün âlimlere göre, hükmen kurtulur, fakat diyanet yönüne gelince, İmâm Ebu Yusuf’a göre, bundan da kurtulur. Fetva da böyledir. Hulâsa’da da böyle bildiriliyor. (Fetava-i Hindiyye)

Bir kimseye, (Bütün haklarını helal et) dense, o da (Helal ettim) dese, bu hakların ne olduğunu bilmese de, İmam-ı Ebu Yusuf’a göre helal etmiş olur. Fetva da böyledir, çünkü bilinmeyen haklar için helalleşme bu ümmete mahsustur. (Berika)

Kişinin gizlemeye çalıştığı bir ayıbını söylemek uygun olmaz. Ancak üstü kapalı olarak, bu konularda ondan helallik talebinde bulunur. Eğer gıybeti ona bildirmek fitneye sebep olacaksa, o zaman onun için Allah’tan af talebinde bulunur. Meçhul hakları ibra etmenin, biz Hanefîlere göre caiz olması, buna delildir. (Redd-ül muhtar)

Razı etmek için

Sual: Allahü teâlâ ile onun sevdiklerini razı etmek için ne yapmak gerekir?
CEVAP
Önce Ehl-i sünnet itikadını öğrenip dinimizin emir ve yasaklarına uymalı. Özellikle kalb kırmamaya ve kul hakkına dikkat etmeli. Şu hadis-i şerifte bildirilen duaları da okumaya çalışmalı:

(Yâ Âişe, bir kere “Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ cemî’il Enbiyâi velmürselîn” de ki, bütün peygamberler senden razı olsun. Bir kere “Allahümmağfirlî ve li vâlideyye [ve li-meşâyıhiyye] ve lil mü’minîne vel mü’minât vel müslimîne vel müslimâti el ahyâi minhüm vel emvât” de ki, bütün müminler senden razı olur. Bir kere de “Sübhânallahi vel hamdü lillahi ve lâ ilahe illallahü vallahü ekber ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm” de ki, Allahü teâlâ senden razı olsun.) [Ey Oğul İlmihali]

Pantolonla namaz

Sual: Kadın, pantolonla namaz kılabilir mi?
CEVAP
Örtünün dar olması veya bol olsa da, herhangi bir avret yerine yapışıp, uzvun belli olması, namaza zarar vermez, fakat böyle başkalarına karşı örtülmüş olmaz. (S. Ebediyye)

Pantolon erkek kıyafetidir. Kadın giyemezse de, herhangi bir sebeple giyilmişse, pantolon üstüne bir etek giyerek kılmak uygun olur.

Tanımak ne demektir?

Tanımak ne demektir?

Sual: Allah’ı, Resulullah’ı, âlimleri ve bir kimseyi tanımak nasıl olur?

CEVAP
Tanımak, sadece ismini duymak demek değildir. Birkaç örnek verelim:

1- Allahü teâlâyı tanımak için, isim ve sıfatlarıyla birlikte ona iman etmek, emir ve yasaklarını kabul edip, elinden geldiği kadar uymaya çalışmak, Onu sevmek ve bildirdiği şekilde Ondan korkmak, sevdiklerini Onun rızası için sevmek, sevmediklerini de yine Onun rızası için sevmemek gerekir.

2- Resulullah efendimizi tanımak için, Allahü teâlânın son Peygamberi olduğuna ve haber verdiği şeylerin hepsinin doğru olduğuna inanmak, Onu çok sevmek, bildirdiği dinimize ait emir ve yasakları kabul edip, uymaya çalışmak gerekir.

3- Bir âlimi tanımak için, önce hakiki İslam âlimi olup olmadığı tespit edilir. İcazetli ve Resulullah’a kadar doğru silsilesi olan âlim ve veli bir zat olduğunu anladıktan sonra, Resulullah’ın vârisi olduğuna inanmak, onu sevmek, kitaplarında bildirdiklerini kabul edip itaat etmek gerekir. Eğer bunları yapmıyorsak o âlimi tanımış olmayız.

Âlimin kitabını tanımak demekse, o kitabı okumak, içindeki bilgileri anlayıp onlarla amel etmek demektir. Okumuyorsak veya okusak bile, içindeki bilgilerle amel etmiyorsak, o kitabı tanımış olmayız.

4- Bir insanı tanımak da, kaşını, gözünü bilmek değildir. Salih mi, fâsık mı? Huylu mu, huysuz mu? Cömert mi, cimri mi? Tembel mi, çalışkan mı? Âlim mi, cahil mi? Fedakâr mı, yardımsever mi? Lâf taşır mı? Yalancı mı? Sır tutar mı? Bunun gibi hususiyetleri bilinmezse o kişiyi tanımış olmayız.

Bir âlim, kendini övene buyurdu ki:

(Beni niçin övüyorsun? Öfkeliyken tecrübe ettin de, beni halim selim mi buldun? Benimle yolculuk ettin de, iyi biri olarak mı gördün? Bana bir emanet verdin de, buna riayet ettim mi? Bilmediğin halde beni övmen yanlıştır.)

Hazret-i Ömer, şahitlik için birine, (Seni tanıyan birini getir) dedi. Oradaki biri, (Ben onu tanıyorum) diye ortaya çıktı. Hazret-i Ömer, (Nasıl bilirsin?) diye sordu. O da, (Emin ve âdil biri olarak tanıyorum) cevabını verdi. Hazret-i Ömer, (Yakın bir komşun mu? Gece gündüz ne yaptığını biliyor musun? Bunun huyunu öğrenecek kadar uzun yolculuk yaptın mı?) gibi sorular sordu. Adam hayır diye cevap verince, (Sen onu tanımıyorsun) buyurdu.

Dünya nimetleri geçicidir

Dünya nimetleri geçicidir

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:


Geçici lezzetlere, çabuk biten, tükenen dünyalıklara aldanmamalı. İnsanlar Allahü teâlâya kulluk, ibadet etmek için yaratılmıştır. İnsanlar saadete kavuşmak için, yaratılış gayelerine dikkat etmeli ve dünyaya düşkün olmaktan kaçınmalı. Dünya nimetleri geçicidir. Dünya, sonsuz kalınacak bir yer değildir, âhirette saadete kavuşmak için bir binek gibidir. Sevinç yeri değil, ayrılık yeridir. Akıllı kimse, bu fani dünyaya düşkün olmaz, dünyada kulluk vazifesini hakkıyla yapar.

Kalb, dünya arzularından birine bağlı kaldığı ve geçici lezzetlerden birinin peşine takılıp gittiği müddetçe, âhireti nasıl sevebilir?

İki arkadaş gemiyle uzak bir yere gideceklerdi. Sırtlarında da eşyaları vardı. Biri gemiye binince sırtından yükünü indirdi, üstüne oturdu. Diğeri ise indirmedi. Arkadaşı ona, (Yükünü indirsene) dedi.

O da, (Ben indirmem. Benim malım kıymetli, sırtımda taşırım) dedi. Arkadaşı, (Yahu, delilik etme, indir! Üstüne de güzelce otur, bir dinlen! Bak ben ne güzel dinleniyorum) dedi. O ise, (Sen dinlen, ben indirmem) dedi.

Bu şahsın yükünü sırtında taşıması, diğer insanların da dikkatini çekti. Onlar da sorunca, aynı şeyleri söyledi. Herkesin böyle kendisine tuhaf tuhaf bakması üzerine, malımı alacaklar galiba diye şüphelendi, gittikçe geminin kenarlarına, köşelerine yaklaştı. Buralarda durmak tehlikeliydi. Fırtınayla, dalgayla denize düşülebilirdi. Gemidekiler, bunu da ona söylediler. Öyle tehlikeli yerlerde durma, gel, yanımızda dur dediler. Bu, onları dinlemedi, malında gözleri olduğunu zannediyordu. Birkaç saat sonra, bir fırtına, bir dalga, adam yüküyle birlikte denize uçup gitti. Malından olduğu gibi, canından da oldu.

Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretleri, bu olayı anlattıktan sonra buyuruyor ki:

— Ey aziz! Dünya malını sırtından indiren, ne kadar rahat yolculuk yaptı. Âhireti zaten rahat. Allah demeye vakti çok. Diğerininse hem dünyası harap, hem de âhireti. Yoruldu, korktu, üzüldü, malım malım diye kahroldu. Allah demeye bile vakit bulamadı. Dünyasını da mahvetti, ahiretini de…

İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:

Eğer dünya malına tapan birisine rastlarsan sokağını değiştir, aynı köyde veya aynı mahallede oturuyorsan, oradan başka yere git ki, kalbin ona meyletmesin!

Cenazeyi görenin saygı duruşuna kalkması

Cenazeyi görenin saygı duruşuna kalkması

Sual: Cenazeyi görenin saygı duruşuna kalkması caiz midir?

CEVAP
Caiz değildir. Musallada cenaze namazı için bekleyenler, cenaze yere konmadan önce ayağa kalkmazlar. Surret-ül-fetava kitabında, (Musallada oturanlar, cenaze gelince ayağa kalkmamalıdır) denmektedir.

Merak-ıl-felah ve Dürr-ül-Muhtar’da, cenazeyi görenin, saygı duruşu olarak ayağa kalkmasının caiz olmadığı yazılıdır.

Resulullah efendimizin cenaze görünce kalktığı, geçtikten sonra oturduğu ve siz de böyle yapın diye emrettiği bildirildiyse de, bu emir nesh edildi; yani bir zaman sonra bu emrini değiştirdi. (Halebî, S. Ebediyye)

Kadının sarkan saçı

Sual: Kadının kulaklarından aşağı sarkan saçı namazda açılsa, namaz bozulmuş olur mu?
CEVAP
Kadınların kulaklarına kadar sarkan saçı avrettir. Kulaktan aşağı sarkan kısmı da, âlimlerin çoğuna göre yine avrettir. Açılırsa namaz bozulur. Bazı âlimlere göre, sarkan kısım namazda avret olmaz; fakat yabancı erkeklerin bu saçlara bakmalara caiz değildir. (Halebî-yi kebir)

Kadının âyise yaşı

Sual: Kadın kaç yaşından sonra âdetten kesilmiş sayılır?
CEVAP
Hanefi’de 55 yaşından sonra kan gelse de artık âdet sayılmaz. Fetva da böyledir. Bazı âlimlere göre, kadın siyah ve koyu kırmızı kan görürse hayız olur. Eğer akıntı, sarımtırak, yeşilimsi ve toprak renginde ise özür sayılır.

Klozet kullanmak

Sual: Yaşlı bir amca, (Klozet Batı’dan gelmiştir. Müslümanın evinde klozet olmaz. Klozete oturanın üstüne necaset bulaşır, necasetli kimse de imam olamaz) diyerek, evinde klozet olan sâlih imamların arkasında namaz kılmıyor. Yaptığı yanlış değil mi?
CEVAP
Elbette yanlıştır. Klozet kullanmak, çatal kaşık kullanmak veya masada yiyip içmek gibi âdettir. İbadette değişiklik değildir. Dinen hiçbir mahzuru yoktur. Özellikle ihtiyarlar, şişmanlar ve hastalar için çok rahattır. Necaset bulaştırmıştır diye klozete oturan sâlih imamın arkasında namaz kılmamak çok yanlıştır. (Üstüne necaset bulaştırır) demek suizan olur. Klozet kullanmadan necaset bulaştıran olabileceği gibi, klozet kullanıp da necasete dikkat eden de olur.

Bir başka husus da, imamın üstünde necaset olsa da veya imam abdestsiz, hattâ kâfir olsa, cemaatin namazı sahih olur. Çünkü cemaat bunları bilemez.

Harama bakmak

Sual: Bir hoca, (Bizzat kendileri değil, resimleri olduğu için, namaz kılan evli veya bekâr erkeğin, açık görüntüleri seyretmesi mubahtır, en fazla mekruh olabilir) dedi. Göz zinası olmuyor mu? Haram değil mi?
CEVAP
Elbette haramdır. Muteber bir kitaptan nakletmeden rastgele konuşmanın vebali büyüktür. Harama helâl veya mubah demek insanı küfre sokar.

Kadınların bakılması haram olan yerlerinin resimlerine, sinemadaki ve televizyondaki görüntülerine şehvetle bakmak veya şehvete sebep olacak görüntülerine bakmak, böyle sesleri dinlemek haramdır. Kadınların avret yerlerine cam, herhangi gözlük ve su arkasından şehvetsiz de bakmak ve su içindeki kadına bakmak caiz değildir, haramdır. (S. Ebediyye)

Demek ki, şehvetsiz bile olsa, şehvete sebep olacak görüntü olduğu için, açık görüntülere bakmak haramdır. Hele namaz kılan birinin seyretmesi çok daha çirkin olur. Bir şeyin günah olduğunu ve haramın ateş olduğunu bilerek yapmak, günahta ısrar etmek, daha büyük günahtır. Küfre kadar götürebilir.