Son Yazılarımız

Beş vakit namazın vakitleri

Önizleme
Sual: Her gün kılınan beş vakit namazların vakitleri, Peygamber efendimiz tarafından bildirilmiş miydi?

Cevap: Konu ile alakalı olarak Redd-ül-muhtârda buyuruluyor ki:

“Semavi dinlerin hepsinde, namaz kılmak emir edilmiştir. Adem aleyhisselâm ikindi, Yakup aleyhisselâm akşam, Yunus aleyhisselâm yatsı namazlarını kılarlardı denildi. Bütün farzlara ve haramlara inanmak imanın şartı olduğu gibi, namaz kılmanın da, vazife, borç olduğuna inanmak, imanın şartıdır. Fakat, namaz kılmak, imanın şartı değildir.

Akıl ve baliğ olan her Müslüman erkeğin ve kadının, özrü yok ise, her gün beş kere namaz kılması farzdır. Beş vakit namaz, mirac gecesinde farz oldu. Mukaddimet-üs-salât, Tefsîr-i Mazherî ve Halebî-yi kebîrdeki hadîs-i şerifte buyuruldu ki:

(Cebrâîl aleyhisselâm Kâbe kapısı yanında iki gün bana imam oldu. ikimiz, fecir doğarken sabah namazını, güneş tepeden ayrılırken öğleyi, her şeyin gölgesi kendi boyu uzayınca ikindiyi, güneş batarken [üst kenarı kaybolunca] akşamı ve şafak kararınca yatsıyı kıldık. ikinci günü de, sabah namazını, hava aydınlanınca, öğleyi, her şeyin gölgesi kendi boyunun iki katı uzayınca, ikindiyi bundan hemen sonra, akşamı oruç bozulduğu zaman, yatsıyı gecenin üçte biri olunca kıldık. Sonra ya Muhammed, senin ve geçmiş Peygamberlerin namaz vakitleri budur. Ümmetin, beş vakit namazın her birini, bu kıldığımız iki vaktin arasında kılsınlar dedi.)

Her gün beş kere namaz kılınması emir olundu. Yedi yaşındaki çocuğuna namaz kılmasını emir etmek, on yaşında kılmazsa zorlamak, anaya, babaya lazımdır.

***

Sual: Başkası yerine namaz kılınabilir mi veya kılınan namazların sevabı, diri, ölü, başkalarına bağışlanabilir mi?

Cevap: Bu konuda Ni'met-i islâmda deniyor ki:

“Akıl ve baliğ olan her Müslümanın her gün beş vakitte namaz kılması farzdır. Kimse, kimsenin yerine namaz kılamaz. Bir kimse kıldığı namazın ve başka ibadetlerinin sevabını, diri veya ölü başkalarına hediye edebilir. Kendine verilen sevap kadar onların her birine de sevap verilir. Kendi sevabı hiç azalmaz. Hasmının yani alacaklısının hakkını affetmesi için, namaz kılıp sevabını ona bağışlamak caiz değildir. Namazın farz olduğuna inanıp da, özrü olmadığı halde tembellik ederek kılmayan kâfir olmaz, fasık olur.”

***

Sual: Riyazet çekmek vücuda zarar verir mi? Müslümana kötü gözle bakanlarla arkadaşlık yapılabilir mi? Evliyaya ve ilmi ile âmil olanlara düşmanlık küfür olur mu?

Cevap: Zühd, sabır, riyazet, açlık gibi sıkıntı çekmenin İslâmiyete uymadığını zan etmemelidir. Çünkü İslâmiyet, bedene eziyet ve zarar veren şeyleri yasak etmiştir. Bu riyazetler, tasavvufçulara zarar vermemektedir. Bunlar da, İslâmiyetin her hükmü gibi, Resûlullahtan “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” gelen İslâm dininden bir parçadırlar. Bu işleri ve bunları yapan Evliyayı inkâr etmek, dinin bir parçasını inkârdır. Tasavvufçular riyazet yapıyor diyerek, bunları Peygamberlerden “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât”, hatta Eshâb-ı kiramdan “rıdvânullahi aleyhim ecma’în” daha üstün sanmamalı ve daha üstün tutmamalıdır. Evliyanın hiçbirine de dil uzatmamalıdır. Evliyanın büyüklüğünü anlayamadığı için, kusuru kendinde bilmelidir.

Hadîs-i şerifte, (Kendi ayıplarını, kusurlarını düşünmekten, başkalarının ayıplarını araştırmayana müjdeler olsun!) buyuruldu. Sehl bin Abdüllah Tüsterî buyurdu ki, (Günahların en kötüsü, Müslümana kötü gözle bakmaktır. İnsanların çoğu, bunu günahtan saymazlar. Tevbesini hiç yapmazlar). Bir kimse, Evliyanın hepsine hüsn-i zan edip, övse, yalnız bir Veliyi, dinimize uygun bir sebep göstermeden kötülese, o hüsn-i zanlarının hiç faydası olmaz. Evliyanın hepsini tasdik etmeyen kimse, Velî olamaz. Allahü teâlânın bir Velisini, kötü gözle bakarak inciten kimse, dinin bir parçasını kötülemiş olur. Muhammed Ebül-mevâhib-i Şâzilî “rahime-hullahü teâlâ” buyurdu ki, (Zamanındaki Evliyaya saygılı olmayan, Evliya defterinden silinir hemen).

Muhyiddîn-i Arabî “rahmetullahi aleyh” buyurdu ki, (Evliyaya ve ilmi ile âmil olanlara düşmanlığın küfür olduğunu, büyüklerin çoğu bildirmiştir). Abdülvehhâb-i Şa’rânînin üstadı, Aliy-yül-havâs buyurdu ki, (Evliyadan ve ulemadan birine düşman olandan uzaklaşmak lâzımdır). Veliye ve alime karşı gelmek, dalalettir. Kendini helâk etmektir. Bunun için, Vehhabilerden uzaklaşmak lâzımdır. Allahü teâlânın Evliyası “rahime-hümullahü teâlâ” mezhepsizlerin türeyeceklerini ve Evliyayı inkâr edeceklerini, yüzlerce sene önce, keramet olarak anlamışlar. Sapık, hatta kâfir olacaklarını bildirmişler. Müslümanların, bunlara aldanmamaları için lâzım olan her şeyi yazmışlardır. Evliyaya inanmak için yalnız bu açık kerametleri yetişmez mi? (Kıyâmet ve Âhiret s. 315)

***

Sual: Niyet etmeden abdest alan bir kimse, bu aldığı abdest ile namaz kılabilir mi?

Cevap: Bu konuda Redd-ül-muhtârda buyuruluyor ki:

“Hanefi mezhebindeki bir kimse, abdest alırken niyet etmese, bu abdest ile öğle namazını kılsa, caiz olur. Çünkü Hanefi mezhebinde abdestte niyet farz değil, sünnettir. Bu kimse, bu abdesti bozulmadan ikindi vaktinde, Şafii mezhebine uyarak ikindi namazını kılsa, sahih olmaz. Niyet ederek tekrar abdest alması lazım olur. Çünkü Şafiide abdestte niyet farzdır.” Yine Redd-ül-muhtârda buyuruluyor ki:

“Bir kimse, dini, ilmi bir sebep, bir lüzum olmadan dünya işleri için kendi mezhebini değiştirse, dinini oyuncak yapmış olur. Cezalandırılması lazım olur. İmansız ölmesinden korkulur. Bir âyet-i kerimede meâlen; (Bilenlerden sorunuz!) buyuruldu. Bunun için, müctehide sormak, bir mezhebe uymak vacib oldu. Bir mezhebi taklit etmek, yani bu mezhebe uymak, o mezhepte olduğunu söylemekle olur. Söylemeksizin, kalp ile niyet ederek de olur. Mezhebe uymak, mezhep imamının sözlerini okuyup, öğrenip yapmak demektir. Öğrenmeden, bilmeden, ben Hanefiyim, ben Şafiiyim demekle, o mezhebe girmiş olmaz. Böyle olanlar, bilenlere sorarak, ilmihâl kitaplarından öğrenerek ibadet yapmalıdır.”

***

Sual: İnsanların kötüsü, dini bozmaya çalışan, doğruları söylemeyen kötü din adamları mıdır?

Cevap: Emanetçinin kendisine bırakılan malları muhafaza etmekte emin olması lazım geldiği gibi, din aliminin de, İslâm bilgilerini bozulmaktan muhafaza etmekte emin olması lazımdır. Resûlullah efendimiz, Kâbe’yi tavaf ederken, hangi insan daha kötüdür? diye soruldu.

(Kötü olanı sorma! İyi olanları sor. Alimlerin kötüsü, insanların en kötüsüdür) buyurdu. Çünkü alimler, bilerek günah işlemektedir. İsa aleyhisselâm;

(Kötü alimler, su yolunu kapayan kaya gibidir. Su, kayadan sızıp geçemez. Akmasına da mani olur) buyurdu.

Kötü din adamı, kanalizasyona benzer. Görünüşte, sağlam, sanat eseridir. İçi ise, pislik doludur. Hadîs-i şerifte;

(Kıyamet günü azapların en şiddetlisi, ilmi kendisine faydalı olmayan din adamınadır) buyuruldu.

Bunun için, münafıklar, yani Müslüman görünen kâfirler, Cehennemin dibine gideceklerdir. Çünkü, bunlar işittikleri, bildikleri halde, inat ederek, kâfir olmuşlardır.

Hiç yorum yok

Sorularınız Dinimiz İslam hocaları tarafından cevaplandırılacaktır. Lütfen suallerinizi: dinimizislam2@gmail.com mail adresine gönderiniz.
Teşekkürler.
Hakiki Dinimiz site yönetimi